• Tsuritama - 08



    Tamamen duygusal... Tsuritama canı isteyince 3-4 dakikada konuyu derleyip topluyor ve kalan süresini karakterlerinin üstüne yıkıveriyor. Boş kalan anları dolduran harika müzikleriyle tempoyu ayakta tutuyor ve yeri geldiğinde ise Haru ve büyük anne arasındaki konuşmada olduğu gibi tamamen sessizleşerek derdini anlatabiliyor.

    Sakura'nın ortadan kaybolmasıyla iyice kabaran duygular bu küçük kızın bulunmasıyla tam bir boşalıma yol açıyor. Kardeşler arasında yeniden filizlenen ilişki taze bir başlangıcı müjdelerken nemrut Natsuki'nin yeni imajı bu başlangıcın altını iyice koyulaştırıyor.

    Herkes için yepyeni bir başlangıç söz konusu: Natsuki'nin babası dükkanı değiştiriyor; Yuki öz bilince erişip bastırdığı duygularının gün yüzüne çıkmasına izin veriyor ve bu hislerini de büyük annesiyle paylaşıyor; Haru adı konulmamış bir vedanın ilk adımlarını atarken kesin bir karara varıyor; Duck kimliğini fırlatıp atan Akira inisiyatif alarak (önce kızı bulun) bu gruba dahil oluyor, kendini gruptan biri gibi görmeye başlıyor.

    Fakat bir yandan da serinin kapanışı için perdeler açılıyor. Duruma el koyan Duck organizasyonu Akira'nın iyi niyetini bir kenara atıp Haru'nun peşine düşüyor. Yuki'nin büyük annesi hem Yuki'yi hem de Haru'yu -muhtemelen kendisinin yer almayacağı- yakın gelecek için hazırlıyor. Natsuki ile babası nihayet ortak bir paydada uzlaşıyor ve kendi gelecekleri için birbirlerinin desteğini alıyorlar. Kısacası her karakter hem yeni bir sayfa açıyor hem de sonraki sayfalar için kendisini hazırlama başlıyor.

    Kalan üç bölümde çok duygusal zirveler ve gerçekten kahredici gelişmeler bekliyorum. Sanki Nakamura Kenji buruk bir gülümsemeden ötesini veya ağlarken istemsizce atılan bir kahkahadan fazlasını bize vermeyecekmiş gibi görünüyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi