• Brave 10 - 2



    Evet, bariz olanı söyleyerek başlamak gerek sanırım: Bu seri hayli klişe. Ama bu kez sorun etmiyorum çünkü Brave 10'u gözümde öyle çok yükseklere koyduğum yok. İyi bir seyirlik, güzel bir aksiyondan öteye gidebileceğini de düşünmüyorum. Peki öyleyse hakkında her hafta niye bir şeyler yazma gereği duyuyorum? Çünkü izlerken bayağı eğleniyorum.

    En başta, Hattori Hanzo adında bir düşman var. Kill Bill ile adını tüm dünyanın duyduğu bu kılıç ustası, Brave 10 sayesinde bir suikastçı olarak karşımıza çıkıyor. Serinin korunmaya muhtaç ve kafasındaki toka yüzünden bir o kadar da ölümcül olabilen karakteri Isanami'nin peşinde olan Hattori doğal olarak kahramanımızla tanışıyor.

    Kirigakure Saizou'nun ters cevapları, sivri ve küstah dili ilk bölümde seriye dair benim en çok hoşuma giden özellikti. 10 savaşçının geri kalanları da bir o kadar ayrıksı tipler, gerçi hepsini henüz görmedik ama OP'den anlaşılacağı üzere hayli manyak karakterler yaratılmış. Her birinin ayrı teknikleri olması bana seneler önce duyurulan ama Gonzo'nun ekonomik krizi yüzünden bir türlü yayınlanamayan The Five Killers'ı hatırlattı.

    Arka plana Sengoku çağını ve savaşçıların süper güçlerini yerleştirerek izlemesi kolay, sürenin hızla aktığı, diyalogların basit ve sade olduğu bir anime ortaya çıkmış. Her hafta eminim bu kadar fazla konuşturmayacaktır hatta zaman zaman iki paragraf dolduracak kadar bile malzeme çıkartmayacaktır ("uuu nasıl dövdüüü ama" diye yazmayı sevmediğim için) ama yine de ben bu seriyi 12 hafta boyunca bloglamayı düşünüyorum. Hem zaten bu kadar kısa sürecek olması da temponun hiç düşmeyeceğini müjdeliyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi