• Un-Go - 10



    Rendekar doğru mu söylüyor? "Düşünüyorum öyle ise varım" oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar. Düşünen bir adamı düşlüyorum. düşündüğümü bildiğim için ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da var olduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşlediğim bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek ben ise bir düş oluyorum.
    Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar
    Felsefeye sarmanın tam da sırasıydı galiba. Un-Go geçen haftaya kadar çok iyi bir seriydi, gelecek hafta ise harika bir animeye dönüşmeyi bekliyor. Artık 1 haftalık süreden başka hiçbir engeli kalmadı zira serinin ortasından itibaren devreye sokulan Bettenou sonrasında çok klas bir noitaminA eseri olup çıktı.

    noitaminA kuşağı bu blogu besleyen ana damarlardan biri. Ben de bizzat bu kuşağın hitap ettiği izleyicilerden biri olduğum için yayınlanan animelere genelde daha çabuk kanım ısınıyor. 11 bölüm sürmelerini aklım almasa da (ve yapılacak istisna için Guilty Crown'u seçmiş olsalar da) anlatılan konular ve anlatılma şekilleri mutlaka bir noktadan ilgimi cezbediyor. Un-Go ise seneyi Hourou Musuko gibi muhteşem bir animeyle açmış bu kuşağın kapanış için yapabileceği belki de en güzel seçim.

    Bettenou'nun seriye dahil oluşuyla birlikte çok sağlam bir illüzyon etkisi yaşıyoruz. Neyin, kimin, nerenin vb. gerçek olup olmadığını idrak etmekte zorlanırken ve bu idrak kapasitesi yapımcılar tarafından her hafta daha da zorlanırken ortada Yuuki Shinjuurou adında bir dedektif, bir a-kahramanımız (anti/a - sosyal varken böyle bir tanım da olmalı aslında) var. Ne tam kahraman ne de anti-kahraman olan Yuuki aslında gerçeği öğrenme içgüdümüzü, belki de açlığımızı temsil ediyor. Onun ısrarla gerçeğin peşinde koşma arzusu gibi, biz izleyiciler de Un-Go'nun asıl derdini "keşfetmek" istiyoruz.

    "Uydudan gelen sesin geç gelmesi" gibi muhteşem detaylı bir yönetim+senaryo performansı gösterilmesi tüm bu sır perdesinin yanında nefis ikramlar sunmaya devam ediyor. Normal bir seri olsa mevcut teorimi yazıp boş atarak dolu tutma çabalarıma bir yenisini eklerdim ama bunun yerine Un-Go'yu izlemek ve keyfini sürmek benim için yetiyor da artıyor.

    Daha şimdiden gelecek hafta bölümünü geçtim, bir an evvel 45 dakikalık Un-Go - 0 filminin çıkmasını bekliyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi