• Steins;Gate - 21



    Geçen hafta boyunca ben de herkes gibi ilk bölümü birkaç defa izleme gereği duydum. Özellikle de D-Mail'lerin geri döndürülmesi başladığından beridir bunu yapmayı istiyordum. Bölümün adı (Başlangıç ve Sona Giriş) zaten serinin derdini ortaya koyuyor ama 20 bölümlük altyapıdan sonra izlendiğinde eminim insanların kafasında animenin nasıl biteceğine dair birkaç fikir oluşmuştur. Yine de beklenmedik bir sürprizle bizi uğurlayacaklarını düşünsem de izlediğimde kafamda birçok soru üreten ilk bölümü anlamak şu anda daha kolaylaştı.

    Okarin'in orta yol bulma çabası devam ediyor. Mayuri'nin öleceği tarih yine belli oldu (Bir dakikalık Tutturu! saygı duruşu). Okarin'in nafile çabaları elbette ki sonuç vermiyor. Yine de bu hafta beni şaşırtan iki gelişme vardı. Hem Mayuri hem de Makise önceki zaman çizgilerinde yaşadıkları ölümleri hatırlıyorlar. Mayuri'nin büyük annesinin mezarı başında yaptığı monolog içimizi parçalasa da Makise'nin final sahnesinde yaşadığı ufak çaplı Reading Steiner gelecek haftayı sabırsızlıkla beklememe yol açıyor.

    Karakter gelişimi konusunda Steins;Gate gerçekten çok başarılı bir seri. Laboratuvarın ilk zamanlarını da bu bölümde vererek Okarin'in Mayuri'yi neden "rehin" aldığını göstererek bir açığı daha kapatmış oldular. Mayuri'nin ilk kez direkt ölmediği, son sözlerini söyleyebildiği bir bölümden sonra cevaplamalarını istediğim çok az soru kaldı:

    -Mayuri nasıl her seferinde öleceğini birkaç saniye öncesinden bilebiliyor?
    -Okarin ile Mayuri'nin efsanevi 12. bölümde yalnızca ikisinin bulunduğu o çölümsü ortam neyin nesi?
    -İlk bölümde Makise'yi öldüren kişi (spoiler olmasın diye söylemiyorum) durdurulabilir mi ya da durmaya ikna olabilir mi?

    Özellikle son sorunun cevabı bu serinin nasıl bir kapanış yapacağını gösterecek.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi