• Tiger & Bunny - 10



    Evet, bebek! Süper kahraman taşlamasını bir kenara atalım ve şöyle korkunç bir kötüyü seriye dahil edelim. O kadar kötü olsun ki bir anda her taraftan saldırsın ve kahramanlarımızın gücü bu karaktere bir bölümde yetmesin, hatta hiç yetecekmiş gibi de gözükmesin. Yetmezmiş gibi bu karakterin talebi doğrudan ana senaryoyu etkilesin ve böylece seri 10. bölümünde de olsa bir yola girmiş olsun. Sonunda!

    İlk bölümlerde yaşadığım kararsızlık galiba (hala emin olamıyorum) artık sona erdi. Bu serinin süper kahramanlar etrafında döndüğünü sanıp yanılmıştım. Sonra bu serinin süper kahramanları hicvettiğini sanmıştım, onda da yanıldım. Umarım bu seferki tahminimde yanılmam çünkü bu seferki gidişat -animenin aksiyonunu da göz önüne alırsak- nefis bölümlere gebe. Ailesini öldüren adamı nihayet bulan Bunny tam hapishaneye gitmek üzereyken adamın çetesi şehre saldırıyor. Ama ne saldırma! Voodoo yapan bir hatun tarafından yönetilen oyuncaklar ve onların pilotluk yaptıkları yüzlerce robot! Şehir çok kısa süre içinde paralize hale geliyor ve Bunny zor bir seçimle başbaşa kalıyor.

    Dilerim bundan sonra zeka seviyesi düşük ve bir fiskede yere yıkılan kıytırık suçluları bir daha hiç görmeyeceğiz. Artık sadece Bunny ve ortağı Tiger ile bu hafta gördüğümüz çete arasında geçecek bölümler karşımıza çıkacak. Tabii polyannacılık yaptığımın farkındayım, 14 bölüm sadece bu konuyla geçmez ama nasıl detaylandıracaklarını şimdiden merak etmeye başladım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi