• Tiger & Bunny - 3



    Belli bir rota çizilse ve ona sadık kalınsa iyi olacağından bahsetmiştim. Benim sevdiğim türde bir rota çizilmemişse de serinin gözünü diktiği bir varış noktası var, bu belli oldu. İlk hafta Hero TV üzerinden animenin geçtiği dünyayı, ikinci bölümde ağırlıklı olarak Tiger'ı, bu bölümdeyse Bunny'i ön plana çıkardılar. Serinin afişinde gördüğümüz Blue Rose'u da bölüm sonuna sıkıştırarak gelecek haftanın konusunu belli ettiler. Demek oluyor ki -eğer bu tempoyla gidilirse* serinin ilk çeyreğini bitirdiğimizde karakter gelişimini de sonlandırmış olacağız.

    Tiger ile Bunny önce antrenmanda birlikte çalışmayı deniyorlar ama nafile. Biri genç, yakışıklı ve popüler; diğeri yaşlı, itici ve ezilen iki ortak ne kadar uğraşsalar da bir takım olamıyorlar. Tabii Hero TV'nin Bunny belgeseli çekiyor olmasının da bunda etkisi var. Yükselen bir kahramanı pompalamaya çalışan medya örneklerini sayısız kez gördüğümüz üzere Bunny'nin gittiği her yerde onun hayranları bulunuyor. Akabinde bir başka tehlike köşede beliriyor ve ikilimiz birlikte çalışmak "zorunda" kalıyorlar.

    Şimdi her hafta bir başka suçlunun şehir halkını tehlikeye sokması kabak tadı verebilir ama ben sanki bu olayların da tezgahlandığını ve kahramanlardan reyting almak için yapıldığını düşünüyorum. Bunny'nin geçmişinin de bir noktadan sonra seriye dahil olacağı düşünülürse (öyle gözüküyor en azından) şu an izlediklerimizin daha büyük bir kukla ustası tarafından yönetildiği sonucuna varabiliriz. Aslında böylesi bir "Big Boss"un final bölümünde ortaya çıkması da bu serinin gidişatına çok uyar, çok da iyi bir kapanış yapma fırsatı verir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi