• Supernatural The Animation 13-14


    What Lives in the Lake

    Yine altılı paketle Supernatural geri döndü. Bu diziyi ve buna benzer serileri izleyememe nedenim her bölümde "kahramanlarımız bu sefer" temalı fillerlarla dolduruluyor olmaları. Supernatural'ın animesinde durum daha da vahim olabiliyor. 44 dakikalık bölümleri 22 dakikaya sığdırırken hem açılıştaki "bundan önceki bölümlerde" kısmı uzun tutuluyor hem de bölüm sonlarına hiç istisna yapılmadan ED gömülüyor. Hal böyle olunca da 44 dakikalık orijinal bölüm neredeyse 18 dakikaya paketleniyor. Gerçi şimdiye kadar fena gitmediler, seyirlikten öteye ise asla geçemeyecekler. Onlar da sanırım bunun farkında ki her bölümde farklı bir canavar gösterip hikayeyi zenginleştiriyorlar. Bu seferki canavarımız animelerden alışık olduğumuz "kappa". Finalde yapılan Meg hamlesiyse artık asıl konuya inceden gireceğimizin belirtisi olabilir... umarım.

    Reunion

    Tamam ya, gereksiz kuruntu yapmışım. Supernatural geri dönmüş.

    Gore festivaline hoş geldiniz! Bölümün isminden de anlayabileceğimiz üzere kardeşler bölümün daha henüz başında babalarıyla bir araya geliyorlar. Bir avcı öldürülmüş ve John Winchester bu avcının evindeki Colt'u bulmanın peşinde. Colt'u diğer silahlardan ayıran tek bir özelliği var, o da Şeytan'ı öldürebilmesi. Silahı çalanın vampirler olduğunu öğrenen aile onların barınaklarına "ufak" bir ziyaret düzenliyor. Bu minicik ziyaretin dönüştüğü hale kan banyosu demek yetersiz, kan şelalesi daha uygun kaçar sanıyorum. Eski bölümlerde kardeşlerin kurtardıkları bir vampir yeniden karşımıza çıkarken sarı gözlü şeytanı da bir kez daha görüyoruz. Galiba seri fillerları bir kenara bıraktı ve asıl konuya bağlandı. Gelecek bölümlerle ilgili fragmanlar da heyecan verici. Bundan sonra hiç durmazlarsa süper bir seyirlik bizi bekliyor olabilir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi