• Gosick - 13


    The Fool Designates His own Mouthpiece

    Kısa bir aranın ardından yeniden küçük çaplı gizem arclarına geçiş yapıyor Gosick. Önce Kujo ile Avril sinemada bir simyagerle ilgili bir film izlerler. Avril bu filmdeki saat kulesini tanır ve ikilimiz yeniden akademiye dönerek saatin bulunduğu binayı keşfe çıkarlar. Pek bir şey bulamazlar ama Victorique kitaplar arasında gezinirken "şans eseri" kafasına filmde anlatılan simyagerin yazdığı bir kitap düşer. Kitapta simyager işlediği cinayetlerinin nedenini anlatmakta ve kendi günahlarının kefaretini çekmek için kitabı okuyan kişiden yardım dilemektedir. Haliyle V de kitabı okuduğundan bu meydan okumayı kabul eder. Bu sırada bir Asyalı ve kızıl saçlı bir adam şehirde görülür ama çok geçmeden Asyalı saat kulesinin bulunduğu binada hayatını kaybeder. Kızıl saçlı adam bildiğimiz üzere hep kendini çok az gösteren sihirbazdan başkası değildir.

    Tesadüfler silsilesine dönüştü Gosick. Ben artık vazgeçtim polisiye keyfinden, bulmaca çözme sevdasından. Kujo tam bir embesil, Victorique'in de bu çocuğu peçete gibi kullanması da artık baydı. Gerçekten seride bir tane aklı başında, gerçeğe en azından yakın duran bir insan bile yok. Dolayısıyla neyi izlediğimi bile anlamadan mal gibi her hafta bu azabı çekiyorum. Bu simyager arcı da hiç ilgimi çekmedi. Şu seri 13 bölümde bırakılsaydı, böyle sakız gibi uzatılmamış olurdu.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi