• Hourou Musuko - 8



    Spring: Brand New Me

    Anna ile Nitori'nin ilişkisi pek romantik bir bağ taşımıyormuş gibi görünse de oldukça realistik bir profil çiziyor. Anna'yı hala çok fazla tanımıyor olsak da yapımcılar her hafta bu karakterin üstüne biraz daha koymaya çalışıyorlar. Anna'nın bende yarattığı intiba olgun ve gerçekçi bir kız olduğu yönünde. Bu bölümdeki "kare aşk" sahnelerinde her şeyi o kadar anlayışla karşıladı ki sanki Nitori'nin kız arkadaşı değil de gerçek ablasıymış gibiydi. Aynı şekilde öpüşmeyle ilgili diyaloğun geçtiği sahnede animelerin %90'ında bulunmayan bir oyunculuk çıkardı. Açıkçası animelerde ben böyle yapımlara kalpten bağlanıyorum. Pat diye gelen bir "beni öpmek istiyor musun?" sorusuna normalde 23544 moe ile cevap veren karakterlerin aksine Anna son derece doğal ve inandırıcı.

    Şahsen Anna'yı böyle geliştireceklerini hiç düşünmemiştim. Züppe bir kız görünümü verdiği bölümlerden sonra şu anki haline bayılıyorum. Kendi cinselliğinden emin olmasına rağmen Nitori'nin kız gibi giyinmesini kabullenmesi, çocuğu hala sevgili sınıfına koymadığını gösteriyor. Belki ilerde öpüşürler ama bu ilişkinin fazla uzayacağını sanmıyorum. Takatsuki'nin gönül işleri konusunda bir adım atıp Saori ve Nitori'ye yetişmesi haricinde serinin çok büyük bir eksiği kalmamış gibi görünüyor. Tabii bu bölümde aralanan eski defterleri tamamen açmayı düşünüyorlarsa o zaman başka.

    Öte yandan bu dakikada seriye sıkıştırılan kabadayı bence çok zamansız. Sadece 4 haftası kalan animenin şimdi yeni baştan bu çocuğun karakter gelişimine odaklanması imkansız ama yine de Nitori'yi kullanıp onun etrafındaki hatunların peşine takılmak istediğini görebiliyoruz. Bence bu karaktere hiç gerek yoktu ama onunla ne yapacaklarını gördükten sonra bu fikrimi çiğ çiğ yemeye de hazırım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi