• Kore wa Zombie Desuka - 6



    Yes, I am the Harbinger of Death

    İki bölümdür etrafa dehşet saçan Kyoko aslında başka bir iblisin kontrolü altındaymış. Geride bıraktığımız 5 haftanın aksine hiç komedi/ecchi barındırmayan bölüme kan, vahşet ve kapkaranlık bir atmosfer hakimdi. Özellikle Eu'nun peşi sıra gelen ölüm nefreti ve Ayumu'nun hiç geri adım atmadan saldırması bu karakterlerin başka yönlerini de açık etti. Ben bölümü bir hayli beğendim ama serinin hangi türe kendini oturtmaya çalıştığı konusunda kafam karıştı. Bir hafta fanservice, diğer hafta komedi, ertesi hafta gerilim ve korku... sanki hepsinden bir tutam deniyorlarmış gibime geldi.

    Kyoko'nun ardı arkası kesilmez saldırıları Eu'nun kalkanını zayıflatırken sayısız canını tek bir sözle kaybetmesi onun gücünden fazla götürmedi lakin her saldırıda arttırdığı gücü nedeniyle vücudunun deforme oluşu ince düşünülmüş bir detaydı. Haruna'nın öğretmeni Ariel'in gelip ortalığı sakinleştirmesi ve aşırı rahat davranışları gereksizdi. Kyoko'yu oynatan iblisin neyin nesi olduğunu tam öğrenemesek de gelecek haftalara malzeme bırakma açısından tam zamanında oynanmış bir hamle gibi göründü.

    Şu fanservice herhalde seri sonuna kadar sürecek. Eu'nun dayak yediği sahnelerde neredeyse çırılçıplak yatması seyirci profilinde kimleri hedeflediklerini gösteriyor. Keşke hiç bu işlere dalmadan çıtayı Ayumu'nun saftirik fantezilerinde tutsalar ama kendilerini illa ki vücut parçaları göstermek zorunda hissediyorlar. Dolayısıyla benim de tüm konsantrasyonum bu sahnelerle birlikte dağılıp gidiyor. İlk önceliği eğlenceli bir seri yaratmak olan Zombi böylesi bir zirveden sonra muhtemelen haftaya da tempoyu yerlere çekip filler ayarında bir bölümle karşımıza gelecek. Bu gidişle de maalesef vasatı aşamayacak.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi