• Durarara!! - 10





    The First and Probably the Last

    Bu seri her halükarda eğlenceli olmayı başarıyor. En yavaş tempolu sayılacak bölümünde bile çıkardığı karakterlerle kadrosunu renklendiriyor. Mesela bu bölümde tekmeyi yiyen elemanın tipi, konuşması, yanındaki hatunun tavırları o kadar klişe ki insanın bir tane çakası geliyor. Bizim yerimize bunu Selty yapıyor gerçi ama savurduğu tekme yüzünden ona daha da bir kanımız ısınıveriyor.

    Mikado'nun anlatımında izlediğimiz bölüm karakter ve konu inşasında kullanılan sıradan bölümlerden biri gibi görünebilir fakat yine de birtakım ipuçları içermiyor da değil. Mavi çete hakkında konuşulurken Masaomi'nin surat ifadesi onun geçmişine dair bazı tahminlerde bulunmamızı sağlıyor. Yine Izaya ile Selty'nin bu kadar kanka olmaları da şehrin getto bağlantılarını ortaya çıkarmak için faydalı. İlk bölümde görüp başrol olacağını düşündüğümüz Mikado'nun neden seçildiğini bu bölümde görebildik. Hımbıl görünümünün altında dışarı çıkmayı bekleyen bir cengaver saklıyormuş çocuk.

    Galiba asıl konuya bu bölümle birlikte girizgahı yapmış olduk. Selty'nin kafasını bulma macerasında henüz daha hiç tanışmadığımız karakterleri bile içine dahil edecek seri bundan sonra karakter gelişiminden ziyade konu ilerleyişine yer verecektir. En azından ben böyle umuyorum. Yagiri ailesinin serideki konumunu henüz bilmiyoruz ama muhtemelen çok büyük bir yer kaplayacaklardır. Dollars'ın tepesinde kimin bulunduğuysa herhalde kilit nokta olacaktır.

    1 Görüş:

    1. Bu bölümdeki tek boynuzlu amcanın bir benzeri Shimotsuma monogatari'deki Unicorn karakteri. Tavrıyla, tipiyle direkt bana onu hatırlattı.
      http://xorsyst.com/wp-content/uploads/2008/06/kamikaze-girls-unicorn.jpg

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi