• İzlenimler - NİSAN - Angel Beats - B Gata H Kei - Heroman - Ichiban Ushiro no Daimaou - Kaichou wa Maid-sama


     
    Angel Beats
    İlk bölümüyle çok gelecek vadeden bir seri Angel Beats. Bu düşüncemin pek çok nedeni var. İlki: Karakterlerimizin ölmüş olmaları ve ahirette varlıklarını sürdürebilmek için bir meleğe karşı savaşmaları. Bu fikir çok orijinal sayılmayabilir ama klişeyle uzaktan yakından alakası olmadığı da kesin. Etrafını iyi örebilirlerse sahiden de sezonun gizli sürprizlerinden biriyle karşı karşıyayız. İkinci neden olarak animasyon gerçekten harika. Aslında teknik departmanda canımı sıkan tek nokta karakter tasarımları. Sırf gençlerden ve küçük bir çocuk bedenindeki melekten oluşması muhtemel kadro "kusur bulmak istenirse" göze batıyor yoksa animasyonda hiçbir sıkıntı yok. Teknik departman demişken müzikleri de es geçmemek gerek. Sadece OP ve ED değil, konserde çalınan parça ve açılışta bizi karşılayan tempolu riff Angel Beats dünyasının sınırlarının detaylıca ve bol diyalogla anlatıldığı bölüme canlılık katıyor. Bu ay başlayan pek çok seri animenin ekonomik krizden nasıl ayaklanacağını gösterecek. Şimdilik takip edeceğim garanti 3 seri var, Angel Beats de çok büyük ihtimalle 4.'lüğe göz kırpıyor.


    B Gata H Kei

    Ecchi bir seri ama ilginç sayılabilecek bir konusu ve kendine has bir mizahı var. Muhtemelen haftalık düzende bloglamayacağım ama vakit buldukça bölümleri biriktirip izlemeyi planlıyorum. Kahramanımız Yamada 15 yaşına gelmiş ve liseye başlamış çok güzel bir kız. Hayatında tek bir amacı var: Lisede 100 kişiyle yatmak! Fakat Yamada'nın tüm güzelliğine rağmen daha önce bir ilişkisi olmayışı onun odunluğunu değiştirmiyor. İlk gördüğü erkeği hemen yatağa atmak istiyor ama bunun için denediği yollar karşı tarafın -ya da herhangi birinin- anlayamayacağı kadar detaylı ve bodoslama. Hoşlandığı erkeğin yanından geçerken suratını bir kağıtla kapatıyor ve kağıtta yazan vücut ölçülerini erkeğin gördüğünü falan umabiliyor. Seri ecchi olduğu için hayli cüretkar sahneler içeriyor ama bunlarda da hep mizahi bir unsur kullanılıyor. Türü sevenler için zevkli bir anime olabilir.


    Heroman

    Batı'nın Doğu'yla buluşması olarak nitelendirilen Heroman daha önceki işlerinden çizgi roman dünyasının bir anlamda Batı'daki duayeni şeklinde vasıflandırılan Stan Lee'nin eseri. Yönetmen koltuğunda Hajime No Ippo'nun OVAsını yönetmiş olan Nanba Hitoshi oturuyor. İlk bölümden çizgisini belli eden anime Amerika'daki Joey isimli fakir ve sürekli itilip kakılan bir çocuğun düşlerinin gerçek oluşunu anlatıyor. Geceleri bir kafede çalışıp büyük annesine destek çıkan, gündüzleri okulda ondan hoşlanan kızın abisi ve arkadaşları tarafından tartaklanan Joey televizyonda gördüğü Heybo adındaki oyuncağa gıptayla bakmaktadır. Alacak parası yoktur ama zengin veletlerin aldığı bu oyuncağı çöpte bulunca tamir etmeye karar verir. Yağışlı bir günde Heybo'ya şimşek çakar ve oyuncak birden devasa bir robota dönüşür. Joey de bu oyuncağa Heroman ismini takar ve hemen ilk görevini yerine getirir. Tipik bir Amerikan çizgi filmi imajı çizmenin yanında daha ilk bölümden her tarafta gözümüze sokulan Amerikan bayrakları bu animeyi haftalık düzende takip etme şevkimi kırdı. Çerezlik olarak düşündüğüm Heroman bereketli Nisan sezonunda sanırım bu blogta yer almayacak, şayet ikinci bölümde destan yazmazsa.


    Ichiban Ushiro no Daimaou

    Fütüristik bir zamanda geçen seri Sai Akuto isimli gencin "Magic Arts" isimli okula gelmesiyle konusunu başlatıyor. Buradaki gençlerin gelecekte hangi meslekle uğraşacaklarını söyleyen bir yaratık Sai'nin "kötülükler lordu" olacağını söyleyince işler çığrından çıkıyor. Yeni geldiği bu okulun adetlerini bilmeyen Sai de kaş yapayım derken göz çıkarınca curcuna başlıyor. Serinin ilk bölümü ilginç fikirlerle dolu ve bilim-kurgu türüne çok yakın. Konuyu anlatırken muhtemelen mizahi tarafa yönelecekler bir süre ve kendi dünyalarını sıkmadan aktarmaya gayret edecekler. Ecchi içerik bulunması da seriyi daha hafif bir düzleme yerleştirecektir. Seriyi takip edeceğim ama "Sai'nın başına ördüğü çoraplar" seviyesini değiştirmezse bloglamayı düşünmüyorum.


    Kaichou wa Maid-sama

    Romantik komedi türünde olan seri babasının evi terk etmesiyle birlikte ailesine yardım etmek için bir kafede garsonluk yapan Misaki'nin öyküsünü anlatıyor. Erkek egemen bir okulda başkanlık görevini sürdüren, akşamları part-time çalışan, bir yandan da derslerinde hep en başarılı olmayı hedefleyen Misaki kendini katı kurallarla disipline etmiş ve bu kurallara körü körüne bağlı bir kız. Okulun en karizma çocuğu Usui'nin onunla ilgilenmesiyle hayatında birtakım gelişmeler oluyor ama kızın aşk-meşk ilişkilerine ayıracak pek zamanı yok. Romantizmi çok göremesek de komedi kısmında fena bir iş çıkarmayan ilk bölüm türün hayranları için yeni bir soluk getirmeyebilir ama takibi de sıkıcı olmayacakmış gibi görünüyor. Yine de bloglamayı düşünmüyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi