• Ichigo Mashimaro


     

    Kirli bir balkonu güneşli bir günde tazyikli suyla yıkadınız mı? Giderden aşağı inen pisliğin ardından su damlacıkları henüz balkonda duruyorken güneşin vurmasıyla birlikte müthiş bir parlaklık ortaya çıkar. O parlaklığa bir süre bakar, yeri silmek bile istemezsiniz. Damlacıklara vuran güneş ışınları küçük gökkuşakları yaratırlar. Bir süreliğine de olsa yalnızca size ait olan bu küçücük manzaranın keyfini çıkartırsınız.

    11 yaşlarında, 5. sınıfa giden dört bacaksız ve 20 yaşında bir ablanın gündelik yaşamlarını anlatan bu anime zararsız, kimseyi incitmeyecek ama güldürme garantisi olan espriler vadediyor. Aslen bir İngiliz olan ama bunu herkesten saklamaya çalışan Ana; sakar, safdil, masum, çıtkırıldım Matsuri; grubun Bayan Doğru'su, "gülünecek yer var, ciddi olunacak yer var" diyen büyümüş de küçülmüş Chika; zaptedilmesinin tek yolu kafasına sümsüğü yemek olan, müthiş yaramaz ve aynı derecede kurnaz Miu ve bu dörtlünün patronu, Chika'nın sigara içen asosyal ablası Nobue'den oluşan kadronun hepsini tanımlayacak tek bir kelime var: Sevimli.


     

    Seriyle ilgili bazı sinopsislerde yer alan "sevimli kızların sevimli şeyleri sevimli bir şekilde yapmaları" ifadesi aslında Ichigo Mashimaro'yu anlatmanın bir yolu. Fakat serinin sadece bu sevimlilik üzerine kendini yerleştirip iç bayıltacak kadar şekerleşmeye niyeti yok. 12 bölüm ve sonrasında çekilmiş 5 OVA'da rahatlıkla görüldüğü üzere hep "bir şeycilik" oynama durumu hakim: Doktorculuk, evcilik, ciddi adamlık, hipnozculuk, garsonculuk, dersçilik, telefonun melodisini değiştirmecilik, Noel Babacılık, surata yazı yazmacılık... Bu muhteşem beşlinin her dakikası bir oyun ve bu oyunu izlemek müthiş keyifli.

    Bu beşlinin yanına başka karakterler katmadan (öğretmenin taktığı zavallı çocuk hariç) seriyi dosdoğru hedefine süren yönetimin başında Steins;Gate'ten tanıdığımız Satou Takuya oturuyor. Sahneleri daha da komik kılmayı başararak neredeyse tamamlayan dış seslerin ("Motor!", "Kestik!", korna, cıvıltı, havlama vb.) dozunu çok iyi ayarlayan yönetmene gerçekten harika performanslar çıkarmış seslendirme sanatçıları eşlik ediyor. Sonuçta ortaya izlemesi keyifli, eğlenceli, komik ve tabii ki sevimli bir seri çıkmış oluyor.


     

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi