• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 63


     
     

    The Other Side of the Gateway

    İnsanın canını ne sıkıyor, biliyor musunuz? FMA gibi seriler bitene dek alabildiğimiz en büyük hazzı yaşıyoruz. Karakterlerle özdeşleşiyoruz, her hafta gelecek bölümü iple çekiyoruz, meraktan kuduruyoruz vs. Şu iki hafta içinde mangayı okumamak için kendimi nasıl bir oruca soktuğumu tahmin edemezsiniz. Değil gelecek bölümleri şimdiden okumayı, nette gezinirken herhangi bir manga karesini, yorumu, eleştiriyi bile görmemek için acayip derecede takıntılı davrandım. Ve şimdi, işte tam da bu bölümle FMA: Brotherhood hak ettiği kadar dolgun bir finalle kapanışını yaptı. Haftaya bir bölüm daha gelecek ve karakterlerin "yaşamlarını" anlatacak. Her türlü standartın dışına çıkan bu seri için finalden sonra yapılacak kapanış daha da manidar olacak. Peki bu serinin boşluğu nasıl dolacak? Yokluğunun verdiği eksiklik duygusu ne zaman geçecek? İşte canımı sıkan bu...

    Father'ın işi zaten geçen hafta bitirilmiş gibiydi. Bu bölümde artık son çırpınışlarıyla saldırmaya çalıştı. Elbette en önemli konu Al'ın dönüp dönmeyeceğiydi. Ne Father'ın Greed'i yutma çabalarında heyecanlandım ne de Truth ile diyaloglarında. Gerçi o sahneler projenin en gizemli yanı olan Truth hakkında nefis açıklamalarda bulunuyor. Teolojik açıdan FMA'nın mevcut görüşlerden herhangi birini referans almadığını biliyorum ama yine de "ben aslında senim, sen aslında bensin" ideolojisi benim yüzümde hoş bir tebessüm yaratıyor. Belki benim de manevi görüşlerimle paralel olduğundandır :)

    Evet, son iki bölümde işler aceleye gelmiş gibi ve hayranların istediği gibi ben de Father-Herkes savaşının daha uzun sürmesini yeğlerdim ama yapımcıların maddi ve manevi olarak yoruldukları animasyonun yer yer düşen kalitesinden göze çarpıyordu. Tabii bu seri için kesenin ağzına bir urgan bağlanmamıştır ama ekonomik krizden sonra anime sektöründe köklü değişimler ve maalesef de hedef odaklı taktikler uygulanıyor. Ayrıca FMA 16 aydır devam ediyor. Tadında bıraktıklarında hemfikir olalım, güzellikleriyle hatırlayalım. Hohenheim'ın yüzündeki tebessümle mesela...

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi