• Durarara!! - 5



     

    Selling Dog Meat as Lamb

    Bu dizinin zaman kurgusuna alışmak biraz sabır isteyecek gibi görünüyor. Flashforward ile başlayan bölümün ancak finalinde tekrar başladığımız noktaya dönebildik. Bu anlatım tekniği seride ilk defa karşılaştığımız bir olgu değil, bu yüzden çok yadırgamamak gerek. Gerçi bu teknik sayesinde seri başka bir marifetini daha gösteriyor: Darmadağın ettiği bütünü her dakika toplayarak finalinde bir araya getirmek.

    Anlatıcılığını Masaomi'nin üstlendiği bölüm serinin şimdiye kadarki en iyi bölümlerinden biriydi. Aksiyonun bile sakin bir tempoyla anlatılabileceğini göstermesi Durarara'nın istediği zaman aksiyonun en kralını yapabileceğinin delaleti. Masaomi'nin geçmişinde bazı çetelere katıldığını da öğrendiğimiz bölüm aynı zamanda Izaya ile Masaomi'nin ortak noktaları olan bir kızı, yeni bir karakteri içine dahil etti. Muhtemelen Masaomi'nin -eski- sevgilisi olan bu kızı ilerleyen bölümlerde sıklıkla göreceğiz.

    Celty'nin kafasının uçtuğu sahne fevkaladenin fevkindeydi. Şimdiye kadar yenilemez bir karakter olarak çizilen Celty'e kendi denginde bir rakip çıkması sevindirici. Aksi takdirde "Celty gelir ve halleder nassolsa" tavrıyla seri yavanlaşabilirdi. Bir de şu chat konuşmaları mevzu var. Hala kimlerin konuştuğunu bilmiyoruz ama bu kişilerden birinin Celty olma ihtimali kuvvetle muhtemel. Seride gizemini koruyan pek çok konu var lakin zamanla bunların çözülmesiyle ana konuya ufaktan dalış yapılacağı güveni veriliyor. Temposundan hiçbir şey kaybetmeden ilerliyor Durarara!!.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi