• Chihayafuru - 25


     
     

    Chihaya büyülenmiş gözlerle ve en ufak bir hışırtıyı bile duyabilecek kadar keskinleşmiş kulaklarıyla Master maçını izlerken Taichi kendine has teknikleri öğreniyor, Arata ise beri yanda dedesinin yatağına uzanmış Master'ın zayıf noktalarını çözmeye çalışıyordu. Desktomu-kun bir istatikçi & analizci olarak not defterini doldururken Kanade geleceğiyle ilgili planların peşinden koşmaktaydı. Seri her zamanki şıklığından ve zarifliğinden hiç ödün vermezken izlediğimiz bölümün kapanışı temsil ettiğine dair neredeyse hiçbir unsur bulunmuyordu.

    Moe ve ecchi'nin maalesef hüküm sürdüğü bir piyasada Chihayafuru'nun böyle bir noktada bitmesi gerekiyordu sanırım. Gerçi Madhouse satışları pek sallayıp piyasaya göre renk değiştiren bir firma değil. Daha önce de yerlerde sürünen rakamlarına rağmen Kaiji'yi devam ettirme kararı almışlardı, Chihayafuru için de aynısı geçerli olabilir. Fakat bu serinin daha en başından 3 veya 4 cours olarak (39 veya 52 bölüm) tasarlanması gerekirdi çünkü şu haliyle harika potansiyelini kanıtlamasına rağmen 25 bölümle bu potansiyeli tamamen yerine getirememiş oldu.

    Her ne kadar ucu açık bir final yapılmış olsa da esas yapılan, ucu açık bırakılmış bir gelişmeydi. Seri boyunca hatırı sayılır süre alan karakterlerden bazılarını hiç tanımıyoruz, bazılarını ise hiç diyecek kadar az tanıyoruz. Serinin neyi hedeflediğini bile tam olarak bilmiyoruz: Karuta sporunu tanıtmak ve sevdirmek mi istedi yoksa karakterlerinin hayatlarına odaklanıp gerçekçi bir drama yaratmak mı?

    Serinin hedefindeki bu belirsizliğe rağmen bünyesinde barındırdığı tılsım ise tüm olumsuzlukları örtmeyi başardı. Chihayafuru'nun büyüsü her ne kadar çok az tanıtılmış olsalar da iki boyutlu karakterlerinin zaman zaman ete kemiğe bürünüp bizden biri olmalarında, izleyiciye arkadaşlık etmelerinde yatıyordu. İkinci sezonu mutlaka hak eden, halihazırda biraz topal kalmış arkadaşlarımızın... yani bu animenin daha fazlasını görmek istemek izleyicinin en doğal hakkı diye düşünüyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi