• Ao no Exorcist


     
     

    Bir aynaya benzeyen dünya iki boyut barındırmaktadır. İnsanların yaşadığı dünyaya Assiah denirken iblislerin yaşadığı dünya Gehenna adını almıştır. Normalde bu iki boyut arasında gezinmek imkansızdır fakat iblisler, insanların dünyasındaki objelere hakim olarak geçiş yapabilmektedir. İblislerin başındaki Şeytan varlığını muhafaza edebilecek bir objeyi henüz bulamamıştır. Bu sebeple insan bir kadından doğma Rin’i yaratmıştır. Peder Fujimoto ismindeki ünlü şeytan çıkaran tarafından yetiştirilmiş Rin Okumura asıl gerçeği ancak akıl hocasıyla tartıştığı sırada öğrenir. Rin kaderine karşı gelecek ve True Cross Academy’e katılarak Şeytan'ı öldürmeye çalışacaktır.

     
     

    Daha ilk bölümden hedefi koyan, düşmanı belleyen, kahramanı tanımlayan Ao No Exorcist sıradan ve sıkıcı bir shounen (sanki farklı olabilirmiş gibi). Türün olmazsa olmaz formüllerini (sıkı çalışmak, omuz omuza vermek, yanındakilerin değerini bilmek vb.) peşi sıra ekranda patlatan seride, türe ait diğer örneklerin en az 1 tanesini izlemişseniz hiçbir farklılık göremiyorsunuz. Kötü ve hatta çok kötü karakter gelişimleri, felaket olay örgüleri ve oldu bittiye getirilmiş finaller... Hal böyle olunca da farklı bir konu ve farklı karakterlerle aynı teraneyi izlemekten başka çareniz kalmıyor.

    En iyi bölüm kontenjanını ilk bölüm ile sınırlandıran ve her hafta daha da zayıflayan Ao No Exorcist'in geçtiğimiz hafta bir de filmi duyuruldu. Tarih henüz belirsiz ama daha neyi anlata(maya)caklarını tahmin etmek paha biçilmez olabilir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi