• Chihayafuru - 40




    Daha önce de birkaç kez "acaba mı?" şüphelerimden bahsetmiştim ama artık neredeyse tamamen eminim ki sadece turnuvadan ibaret bir sezon olacak. Takım maçlarında finale kadar geldik ve son maçlar herhalde 2-3 bölüm daha sürecek. Sonrasında ferdi turnuva başlayacak ve sezon finaline kadar sürecek. Bu kadar garip ve riskli bir tercih zor görülen bir karar. Seri resmen romantizmi hepten budayıp yeniden filizlenmesi için bekleme kararı almış ve komediyi de törpüleyip minimize etmiş gibi duruyor.

    Belli ki Chihayafuru artık tastamam bir spor animesi olma yolunu seçmiş durumda. 2. sezonun bana göre başkarakteri olan Desktomu'nun bu kadar ön plana çıkarılmasındaki neden de sanırım bu tercihten kaynaklanıyor. Maçlardan önce verdiği stratejilerle adeta bir teknik dehaya dönüşen Desktomu özellikle çeyrek ve yarı finallerdeki performansıyla takımın açık ara taktisyeni olmuş durumda.

    Ayrıca karuta sporunun her bölümde yeni baştan tanımlanarak ne kadar dinamik temeller üzerinde durduğu tekrar tekrar hatırlatılıyor. Chihaya'nın dediği gibi tekrar tekrar ezberlemek ve tekrar tekrar unutmak üzerine dayalı olan karutanın her maçı yeni bir başlangıç niteliğinde. Hal böyle olunca maçlar da doğal olarak ayrı bir heyecan taşıyabiliyor ve izlemesi çok keyifli bir seyirlik sunabiliyorlar.

    Benim tahminim takım turnuvasını kazanacağımız ama ferdi turnuvada Chihaya'nın finalde kaybedeceği yönünde. Gerçi bu sezon öyle bir süreç izliyor ki, hem projeyi devam ettirecek hem de son noktayı koyacak bir gelişme ile sonlanabilirmiş gibi aktarılıyor. Olur da üçüncü sezon için açık kapı bırakılırsa Madhouse'un ikinci ve üçüncü sezon arasındaki pazarlama stratejisi herhalde tamamen karuta kutuları, kimonolar, şekilli kartlar üzerine olur. Kendi kendilerine ilginç bir açmaza girmiş durumdalar.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi