• Chihayafuru - 26




    Suratımda şapşal bir gülümsemeden başka bir şey yok. İlk sezonu birçok insanı aynı his etrafında toplamış Chihayafuru'nun 2. sezonu sihrinden bir şey kaybetmediğini göstererek başladı. Bir animenin, hele ki yarım kalmış bir animenin izleyenler üzerinde hemen hemen aynı etkiyi bırakmış olması gerçekten tuhaf. Tamam, belki bazı izleyiciler Taichi için, bazıları Chihaya için, bazıları da karuta sporu için izledi bu seriyi ama sonuna kadar devam edip bitirmiş olan herkesin ağzında aynı tat kalmıştı.

    İkinci sezon da bu lezzete hiç dokunma niyetinde değil. Karuta takımının beş üyesini izlemek her zaman olduğu gibi yine çok keyifli. Üstelik, ilk sezonda Chihaya ve Taichi yüzünden kısmen geri planda kalmış diğer üç karakterin 2. sezon başlar başlamaz farklı rollerle ön plana çıkartılmaları da hoşuma gitti. Eh, sanki başka bir şey olsaydı hoşuma gitmeyecekti. Kabul ediyorum: Söz konusu Chihayafuru olunca ağzı açık ayran budalasına dönüşüyorum.

    Serinin DVD satışlarında sağladığı başarı ve Madhouse'un kendi ürettiği animelere bu başarılar olmaksızın verdiği destek ikinci sezonun da apayrı bir havaya bürünmeyeceğinin garantisini veriyor. Hoş, daha ilk bölümden rotanın romantizme kayma ihtimali hissettirildi ama hepimiz olayların nasıl bir akışta süreceğini gayet iyi biliyoruz: Hanano Sumire'nin karuto sporunu ne kadar seveceğini ve bu takımın kalıcı bir üyesi olacağını çoktan anladık.

    Seriye dair tek bir korkum var, o da Madhouse'un muhtemel bir 3. sezonu düşünerek tempoyu yine ilk sezondaki gibi ayarlaması... Ya ben ne diyorum allasen! Oh be, Chihayafuru başladı!

    2 Görüş:

    1. Daha yeni indirip izleyeceğim ve izleyeceğim düşüncesi bile keyiflendiriyor beni. Ayrıca ilk sezonun güzelliğinin bozulmadığını okudum ya şimdi, içim rahat :]

      YanıtlaSil
    2. Aynı görüşlere sahip birini bulmak beni ne kadar sevindirdi anlatamam. :) İnşallah bu kalitede seri devam eder. :)

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi