• Tsuritama - İnceleme



    Balık tutarak dünyayı kurtarmaya çalışan dört delikanlı. Yönetmen Nakamura Kenji. Yayın kuşağı noitaminA. Bölüm sayısı 12. Eğlenceli, heyecanlı, neşeli, renkli, mutluluk dolu bir anime: Tsuritama.

    15-16 yaşındaki gençlerin başroller oldukları serilerde bazı genelgeçer kalıplar o diziye son şeklini verir: Ya bu gençler, içinde bulundukları toplumun bir kesimini canlandırmak için ya da kendilerinden büyüklerin problemlerini dile getirmek için kullanılırlar. Kendi gözlerinden gördükleri dünyayı yansıtamaz veya yansıtmazlar.

    Tsuritama ise bu kalıplardan bihaber olduğu için bu kadar keyif veren bir anime. Beylik laflar etmeyen gençler yalnızca güzel havanın, mükemmel manzaranın ve cana yakın halkının şekillendirdiği bir sahil kasabasında yaşlarının en güzel deneyimine ortak oluyorlar. Arkadaşlığı öğreniyorlar.


    Serideki arkadaşlığın şimdiye kadar tecrübe edilmiş diğer anlatılardan çok da farklı olmadığı bir gerçek. Nakamura Kenji'nin de bu alanda kendini gösterme gibi bir derdi asla yok. Ha keza hikayenin gidişatı da sonunu pekala tahmin edilebilir kılıyor. Fakat tüm bu alışmışlıklar silsilesi içinde Kenji asıl başarısını seriye karıştırıyor. Nakamura Kenji, Tsuritama'da bir atmosfer... daha doğrusu, bir dünya yaratmayı başarıyor. Çılgın teşkilatların, ete kemiğe bürünmüş bilinmezlerin, denizin ortasından yükselen UFO'ların varolduğu hafif çatlak bir dünya.

    Karanlık temaların neredeyse hiç denecek kadar az, karanlık renk tonlarının bile çabucak uyanılan kötü bir rüya kadar zararsız yerleştirildikleri seri her adımında mutluluk veriyor, giderken ardında kocaman bir gülümseme bırakıyor.

    2 Görüş:

    1. ah ah o Urara denen eleman yok mu... beni benden aldı yahu! ama sonunda şöyle bir, bumuydu? -_- tipinde bi iz bıraktı :D ama dediğim gibi şu Urara...

      YanıtlaSil
    2. Şahane bir huzur sığınağıdır bu anime. Eminim ki ileride bir tekrar yapacağım. Bir uzaylıyı normal arkadaş olarak görmekten öte arkadaşlık var mıdır zaten. :) -hogun

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi