• Ristorante Paradiso



    Animasyonunu David Production'ın üstlendiği Ristorante Paradiso, Roma'daki lüks bir restoranın kapısını aralıyor. Her biri en az 40 yaşın üzerindeki yakışıklı çalışanlarıyla kadınlar için tam bir cazibe merkezi olan restorana Nicoletta ismindeki genç bir kadının gelmesiyle bu yakışıklı İtalyan erkekleri tanıtılmaya ve restoranın kökleri gün yüzüne çıkmaya başlıyor.


    11 bölümlük süreçte Nicoletta'nın canlılığı sayesinde kabukları kırılan erkeklerin geçmişlerine ve bu restoranla nasıl tanıştıklarına ortak oluyoruz. Hepsi gerçek birer centilmen olan bu adamların yanında seride karşılaştığımız her karakter de aynı şekilde zarif bireylerden seçiliyor. Restoranda servis edilen yemekler gibi serideki atmosfer de tam anlamıyla klas bir albeni sunuyor.

    Henüz 5 senelik bir şirket olan David Production'ın daha önce blogda yer verdiğim işlerindeki (Dogs: Stray Dogs Howling in the Dark, Level E, Ben-Tou, Inu X Boku SS) kaliteden bahsetmek de mümkün fakat animasyon kalitesi belli ki bu kez ilk elin günahını alıyor. Sokak çizimlerinde kullanılan bilgisayar efektleri yer yer bir FPS oyun havası yaratıyor ve açıkçası gözü çok rahatsız ediyor. Öte yandan karakterlerin ve yemeklerin çizimleri müthiş bir şıklık sunuyor. Ayrıca kıyafetlerde kullanılan ve Gankutsuou ile özdeşleşmiş doku efektleri de oldukça yapay görünen arka planların önünde bu şıklığı pekiştiriyor.


    Sonuçta Ristorante Paradiso aç karnına izlenmemesi gereken, bir çırpıda bitirilmeye müsait tarzda bir sürükleyiciliğe sahip, iç ve dış mekan seçimlerindeki animasyonunu kısıtlı bütçesine göre dengeleyip karakterlerine ağırlık veren ve mazileri aracılığıyla da onları elinden geldiği kadar zenginleştirmeye çalışan zarif bir anime sunuyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi