• Campione! - 01



    Dedesinin isteğiyle kara büyü kitabını birine ulaştırmak için İtalya'ya gelen Kusanagi Godou etrafta adres sorarak dolaşırken bir gaspçının saldırısına uğrar. Erika Blanderii adındaki bu kız, Kusanagi'nin elindeki kitabı istemektedir fakat çok geçmeden tüm şehrin atmosferi değişir ve bir tanrı beliriverir. Erika ile tanrı kapışırlar ama kazanan çıkmaz. Sonrasında Erika'nın Kusanagi'ye uzun uzun anlattığı üzere bir anda beliren bu varlık, kafir tanrılardan biridir. Her bir tanrının dünyaya çeşitli felaketler getirebilecek farklı güçleri vardır. Onları durdurmak Kusanagi'nin görevi olacaktır.

    Çok bilindik bir giriş bölümü. Büyük çoğunluğu hikayenin temellerini anlatmaya çalışan bölümde karakterlerin yerleşimleri bile ezbere yapılmış: Hiçbir şeyden haberi olmayan Kusanagi sırf elinde tuttuğu kara büyü kitabıyla serinin kahramanı. Tamam, biliyorum; içinde bir yerlerde doğuştan gelen seçilmiş kişi olma potansiyelini taşıdığı için serinin kahramanı ama o kahramana dönüşmek için kızdan öpücük alması gerekli.

    Erika da tam anlamıyla bir hizmetkâr. İlk olarak Kusanagi'yi bir tanrıdan koruyor, sonra sarhoş olarak kendini çocuğun yatağına atıyor. Onu mümkün olduğu kadar tahrik ediyor ve sonunda da çocuğu öperek kutsamış oluyor. Yani ilk bölümden sonra aslında Erika'ya gerek kalıyor mu şüpheliyim. Elbette Kusanagi'yi aşağılamak ve tahrik etmeye devam etmek için seride kalacaktır ama tüm o mitolojik altyapıya rağmen Campione! bir shounenden fazlası olmayı başarabilecek mi, orası şüpheli. Gerçi Lucretia Zola'yı seslendiren Tanaka Atsuko (Ghost in the Shell - Motoko) ve "tanrı öldüren bir kahraman" gibi hayli tehlikeli bir fikir için bile izlenebilecek bir seri Campione!. Ne kadar tahammül edeceğiniz size bağlı.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi