• Tsuritama - 06



    İşte başladık! Dünyayı kurtarma operasyonunun çok daha geç başlayacağını düşünüyordum. Birkaç bölüm daha balıklar, olta takımları ve Yuki'nin yerine gelen neşesi devam eder sanıyordum ama sağolsun Nakamura Kenji [C]'nin aksine bu kez atik davrandı.

    Tsuritama, Kenji'nin bölümsel yerine tek bir konu üzerinden anlattığı ikinci anime. Bu yüzden onun daha önceki işleri (Mononoke, Trapeze) ile Tsuritama'yı kıyaslamamak lazım. Fakat [C]'de yaptığı tüm yanlışları etüt eden yönetmen bu kez hem tutarlı bir anlatım sunuyor hem de Trapeze ile -özellikle- Mononoke'deki hiç durmayan animasyonu devam ettiriyor. Tsuritama'nın her karesinde mutlaka en az bir piksel kımıldıyor, ki bu da ilk 5 haftada yaratılmış rengarenk ve capcanlı Enoshima dünyasını daha inanılır kılıyor.

    Henüz açılış bölümünde Kenji hakkında düşüncelerimi verdiğim için bu haftaki postu yıkama yağlama ile doldurmayayım. Nihayet serinin birbirinden kopukmuş gibi duran parçaları devasa bir mıknatıs sayesinde yaklaşmaya başladılar ve bu parçaların oluşturacağı yapboz da ufaktan belirginleşmeye başladı.

    Artık karakterlerden ziyade konu gelişimine odaklanan seri, ilk bölümdeki ejderha efsanesini bu kez Erika'nın dedesinden bize anlattı. Ejder Tanrı için kurulmuş bir tapınağın rahibi ve kentin de belediye başkanı olan dede, Kamikakushi (Sözlük anlamı: Tanrıların Sakladığı / Halk ağzında: Kızgın bir Tanrı tarafından yeri değiştirilmiş)'yi öğrenmek isteyen Akira'ya bu efsanenin gerçek olduğunu ve yeniden vuku bulacağına inandığını söyledi... ki zaten bölümün ilerleyen dakikalarında da haklı olduğunu gördük.

    Ton balığının yakalanmasının hemen ardından yapılan ani geçişle (Kenji kalitesi) şimdiye kadar yaratılmış o rengarenk atmosfer bir anda karanlığa boğuldu. Kabaran ve fışkıran suların eşliğinde Haru'nun "yeniden karşılaştık" sözleri ise dedenin anlattığı mit üzerine bir tahmin yürütmeyi kolaylaştırdı. Gerçi konuşmak için henüz erken ama Haru ya da Coco efsanede geçen ve ejderhayı ayartan prenses olabilirler. Erika'nın dedesinin tapınakta yönettiği Enoshima dansını Akemi (balıkların cirit attığı suni resif)'nin yakınlarında dolaşan balıkçılarda ve Yuki ile Natsuki'de görmek, "karşılaşma" esnasında Haru'nun önünde üçgenin (Bermuda Şeytan Üçgeni) belirmesi büyük gizeme dair bazı ipuçları veriyor. Yine de boş atıp dolu tutmaya çalışmak istemediğim için şimdilik hiçbir tahmin yapmak istemiyorum.

    Üçer bölüme yayılmış mevsimlerden yaz bitti, yani Natsuki'nin devri bitti ve Akira'nın sırası geldi. Gelecek hafta DUCK organizasyonu, Tapioca ve bu genç Hindu hakkında neler anlatılacağını merakla bekliyorum. Sanırım gitgide karanlık tarafa geçip o gökkuşağı renklerini daha az görmeye başlayacağız.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi