• Tsuritama - 05



    Galiba insanların Natsume serileri için neler hissettiğini ben Tsuritama'da ancak anlayabildim. Her bölümde (ama özellikle bu bölümde) içimi ısıtan, 22 dakika boyunca gözlerimden mutluluk hormonu aldığım, müthiş bir dinginlik veren, naif bir anime Tsuritama. Gerçi söz konusu yönetmen Nakamura Kenji olunca bu dinginliğin fazla uzun sürmeyeceği, bir noktada keskin bir virajla yeni bir yola girileceği çok belli ama hiç değilse şimdilik tadını çıkarmakta bir sakınca yok.

    Aslında dört erkeğin balık tutmalarını anlatmaktan öteye geçmiyor Tsuritama. Yuki'nin gözünden balık tutma disiplinlerini, teçhizatı, kuralları, balıkları tanıyor ve her hafta yelpazeyi genişletiyoruz. Dünyayı kurtarmak için tutulması gereken balığın ne olduğunu hala öğrenmediğimiz için şimdiye kadar gösterilen balıkların da neyi ifade ettiklerini net olarak bilemiyoruz. Fakat anlatıdaki gidişatın izlediği yol o kadar da puslu bir güzergah değil. Çok detaylı olmayan tahminlere olanak sağlayan cinsten.

    Ben de yeni öğrendim, zaten bilenler varsa da bir kerelik tekrar etmiş olalım. Karakterlerin isimleri bu güzergah hakkındaki en büyük ipucu. Haru (Bahar), Natsuki (Yaz), Aki-ra (Güz), Yuki (Kar ~ Kış) anlamlarına geliyor. Yuki'nin gözünden tanıtılan karakterler ile serinin izlediği kronolojik anlatım tarzı da düşünülünce Akira'yı ne zaman tanıyacağımız ve finali de Yuki ile yapacağımız oldukça bariz görünüyor. Zaten serinin mevsimsel anlatımı da bu karakterlerin gelişimlerine çanak tutuyor.

    Tabii şimdi asıl soru, tutulacak balığın ne olduğu ve neyi sembolize edeceği. Yuki'nin bu balığı avlayacağı az çok belli fakat Haru'nun ve kız kardeşinin bundan getirileri ne olacak? Bermuda Şeytan Üçgeni'yle ilgilenen bir örgütte çalışan Akira neden bu çocukları gözetliyor? Natsuki'nin babasıyla arasının açılmasının nedeni ne? Yuki'nin büyük annesi hep böyle gizemli bir karakter olarak mı duracak? Şimdilik hiçbirine makul bir yanıt bulabilmiş değilim. Yine de serinin henüz yarısını bitirdiğimiz düşünülürse bu sorular için daha önümüzde çok zaman var.

    2 Görüş:

    1. natsuki muhtemelen babasının annesini 'sadece 2 yıl' içinde unutmasını ve başka biriyle birlikte olmasını kabullenemiyor. aralarının bozuk olmasının başka bir sebebini düşünemiyorum, geçmişte araları gayet iyiymiş belliki (ailece balığa çıkmalar filan)
      yukinin büyükannesinin garipliği de pek açıklanacağını sandığım birşey değil. en nihayetinde kendisi bir anime karakteri, normal dünyada bir çocuğu 'bundan sonra burda yaşıcam' dediği için evine kabul etmezsin, (ediyosanda onun kadar çatlak olman lazım heralde) zaten bu gariplik animesinin geneline yayılmış durumda ki, herkes harunun uzaylı olduğunu filan çoktan kabullenmiş.
      balığın ve harunun ne temsil ettiğini bende çok merak ediyorum ama. ilk bölümden prenses haru imiş gibi bi imaj çıkıyodu ama ordan nereye bağlanır bilemiyorum :S

      YanıtlaSil
    2. Natsuki'nin babası o kadınla beraber mi? Galiba 4. bölümde Haru veya küçük kız kardeş onların ilişkilerini arkadaşlık olarak tanımlıyordu. Neyse ama sonuçta annesi öldüğü için babasının hala yas tutmasını istediği belli. Bir yandan da annenin ölümüne babanın yol açıp açmadığını merak ediyorum.

      Haru'nun uzaylı olduğunu aslında sadece Yuki ile Akira biliyor. Bu bölümde kaptan Ayumi'nin "sizin gezegende" demesi daha çok çocukla çocuk olmak gibiydi. Ben diğer karakterlerin Haru'nun uzaylı olduğunu bildiklerini sanmıyorum. Yine de mistik büyük anne konusunda bazı şüphelerim var.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi