• Tsuritama - 04



    Büyük annenin hastaneye yatmasının ardından evdeki işlere bakan Yuki, olağanüstü derecede rahatsız edici bir karakter olan Haru yüzünden çileden çıkma noktasına geliyor. Çamaşır makinesini köpürten, tabakları düşüren, su hortumuyla oynayan, herkesin işine burnunu sokan, yerli yersiz konuşan Haru yalnızca Yuki'yi değil, beni de zıvanadan çıkarıyor.

    Fakat uzaylı kamuflajıyla şekillendirilmiş Haru bilinçli olarak bu kadar sinir bozucu bir karakter zira Haru'yu küçük bir çocuk gibi görmemiz isteniyor. Anlamlarını bilmeden kullandığı kelimeler ve bulunduğu davranışlarla Haru, kendisinin de dediği gibi temel bilgilerden yoksun lakin öğrenmeye istekli. Hepsinden de önemlisi iyi niyetli. Su tabancasını kafasına estiği gibi kullanıyor olabilir ama tek amacı faydalı olabilmek.

    Yuki'nin bardağını bu kadar kısa sürede taşırması iyiye işaret. Serinin hayrına bir daha bu kadar sinir bozucu bir karakter olamayacak, en azından yönetmen Nakamura Kenji bu kozu bir daha kullanmayacak. Seslendirmesine her ne kadar tahammül edemesem de (sanırım aynı hafta içinde Kimi to Boku sayesinde iki kere dinlemem yüzünden) Haru'nun çok gerekli bir karakter olduğunu yadsıyamam.

    Benim asıl merak ettiğim, süper bilge büyük annenin daha ilk bölümde sorgusuz sualsiz Haru'yu eve nasıl kabul ettiği. Belli ki Natsuki ile babasının limoni araları bir süre daha bölümlere malzeme olacak ama Haru'nun neden Yuki ile aynı evde yaşadığını merak ediyorum. Bir yerde geçmiştir belki, ben kaçırmış da olabilirim. Ayrıca Akira'nın da yavaş yavaş seriye dahil edilmesini, gözlemci ve pasif moddan aktif hale geçmesini istiyorum. Sanki bu dörtlü OP'de gösterildiği gibi birlikte balık tutmaya başlayınca seri bir ivme kazanacakmış gibime geliyor.

    2 Görüş:

    1. Animedyum,Haru'ya tahammülsüzlüğünü kınayarak başlıyorum. :) Çok renkli Tsuritama'nın içindeki çok renkli karakter olarak bence en büyük sevgiyi hak ediyor. Haru, Yuki'nin büyük annesi tarafından nasıl sorgusuz sualsiz kabul edildi eve bilmiyorum ama birinci bölümün başındaki Enoshima'yı karanlıktan kurtaran prensesle eş rol oynayacaklarına eminim..Kim bilir belki dünyalar güzeli prenses dünyalar tatlısı Haru'nun akrabasıdır. :) Başarısız ve can sıkan(!) sorun düzeltme denemelerinden sonra en azından Enoshima'lı arkadaşlarının dünyasını kurtardığında yükselen Haru sevgini okuyacağıma eminim burada. :)

      YanıtlaSil
    2. Haha :) Seslendirme sanatçısı Kimi to Boku'da etimden et koparır bir performans sergilediği için Haru'yu ancak seri bittikten sonra sevebilirim sanırım... ya da en azından nefret etmemeye başlayabilirim.

      Ben de Haru'nun insanları ve onların duygularını tanımasının dünyayı kurtaracağını, tutulacak balığın aslında denizde olmadığını düşünüyorum. Neyse, teori üretebilmem için henüz çok erken.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi