• Chihayafuru - 23



    Taichi gerçekten çok uğraşıyor. Kendi aşkını duyurabilmek için uğraştığı yetmezmiş gibi Chihaya'yı inceden de işlemeyi çok iyi biliyor. Chihaya'ya, yapılan çıkma teklifini kabul etmesini söylerkenki aldırışsız tavırları, sonrasında karuta lafını araya sıkıştırması, sonra açık açık elemanı bloklaması... Tam yaban çakalı. Chihaya zaten saftoriğin önde gideni de diğerlerinin en azından durumu çakozlamalarını beklerdim. Bir tek Kanade'nin bu hissiyatı fark edebilmesi beni şaşırttı.

    Ama seriyle ilgili beni asıl şaşırtansa bir türlü dillendirmediğim, hep etrafında dolanmaya gayret ettiğim kaygıların yavaş yavaş belirmeye başlamaları oldu. Bunca zamandır mesafenin korunmaya çalışıldığı romantizmin finale yalnızca iki bölüm kala bariz şekilde pompalanmaya başlaması seriyi sanki rayından çıkartan bir hamleydi. Oysa ilkokul yıllarından sonra bizim kanıksadığımız tek rota karutaydı. Arata-Taichi-Chihaya üçgeni aslında bir üçgen değil, tek taraflı bir ışındı. Taichi fena halde Chihaya'ya abayı yakmıştı ve Arata ile kendi kendine bir yarışa girmişti. Ne Chihaya'nın ne de Arata'nın birbirlerine karşı duydukları hisler için aşktan söz etmek mümkün olmamıştı. Evet, Chihaya'nın Arata'ya bir sevgisi vardı ama bu sevgi karuta oyunu üzerindendi. Kadın-Erkek ilişkisi değil, iki arkadaş arasındaki sevgiydi.

    Arata ise serinin çoğunluğunda bu suni üçgenin dış açısı olmaya yüz tutmuşken bir anda yeniden alanın içine çekildi. Hatta bu bölümde Arata'nın iç sesini duyduğumda acaba seslendirme sanatçısı mı değişti diye şüphe ettim zira bu delikanlının bu kadar etkin bir süre aldığını hiç hatırlamıyordum. Chihaya'ya aşık mı, değil mi hiçbir fikrim yoktu. Gerçi hala da yok ve bunu bilmeme de gerek yok ama bunun böyle kalması için serinin romantizme dümen kırmaması gerekli. Bu bölümde ufaktan bu romantizm havasının karuta sporunun önüne geçmeye başladığını ve sanki final için hazırlık yapıldığını hissettim. Umarım yanılırım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi