• Steins;Gate - 25



    Daru'yu Hawai... pardon Los Angeles gömleğiyle görünce içimden bir "eyvah" geçmedi değil. Ne de olsa hemen hemen tüm animelerin buna benzer "final sonrası OVAları" illa ki bir plaja gitmeyle, gereksiz fanservice ile heba edilir. Ama sonra bölümü izlerken kendimden utandım. Çok eğlenceli ve komik bir bölüm olmasının haricinde serinin bıraktığı yerden aynen devam edip önemli bir mesajı bizlerle paylaşıyordu: Her şey normale döndü.

    Hatta bu normalliği bile irdeleme fırsatı bulduk. Okarin alelacele bir taksiye atlayıp Suzuha'ya benzeyen kadının ardından gittiğinde içimize bir "acaba" endişesi düştü. Yoksa bu zaman çizgisinde de mi bir zaman makinesi vardı? Ama hayır, bu OVA'nın Amerika'yı yeniden keşfetmek (:D) gibi bir derdi yoktu. Onun yerine geçen senenin en iyi serilerinden (bana göre en iyisi) biri olan Steins;Gate'e minik bir ekleme yapmayı görev edinmişti. Suzuha'nın annesinin kim olduğunu göstermek.

    Bir de yapımcıların kafa karıştırmak için kullandıkları çok şık bir ekleme daha vardı. Suzuha'nın peşinden giden Okarin'in bindiği taksiyi kim kullanıyor? Okarin'in vakti zamanında (hatta zamanlardan birinde) Japonya'daki bir sokak arasında "Sonuvabitch" çektiği efsanevi sahnedeki siyahi eleman. Tereddüt yaşatıp kafa karıştırmak için konmuş bu eleman da zaman çizgilerinin kırıldığını ve hala 24. bölümde bıraktığımız dünyada olduğumuzu kanıtlıyor.

    DVD'den başka hediyeler de çıkabilirmiş, Commie grubu öyle diyor. Çıktıkça konuşmaya devam ederim.

    1 Görüş:

    1. Humm... Taksici hiç dikkatimi çekmemişti açıkçası. Ama bana göre çok da güzel bi' bölüm değildi. Finalini sevdim ama geri kalan kısım öylesine geçiştirilmiş gibiydi. Gerçi bitmiş bir serinin -gerçi mangası devam ediyor ama konu olarak tamamlandı, onu kastediyorum- üzerinden anlatılabilecek çok fazla şey de yok ama... Olabileceğin en iyisi olmuş diyelim.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi