• Chihayafuru - 19



    Arka arkaya iki farklı karuta maçı ve ikisi de birbirinden heyecanlı. İlk bölümün üstünden 4 aydan fazla bir süre geçmiş ve ben bu cümleyi kurduğuma inanamıyorum ama karuta benim gözümde gitgide daha cazip bir oyun... pardon, spora dönüşmeye başladı. Her ne kadar Chihaya oyunu resmen yeni baştan öğreniyor olsa da ben artık bu spora (en azından kurallarına ve birkaç ufak stratejisine) tamamen hakim olduğumu düşünüyorum. Chihaya'nın ve Queen'in delicesine süratlerinin animeye özgü bir sunilik olduğunu sanmıştım ama işin aslı bu oyun hakikaten de böyle hızlı oynanıyormuş.

    Kana ve Desktomu arasındaki maç her ikisinin de karakter gelişimi açısından bulunmaz nimet gibi bir şeydi. Kana'nın ne kadar rölanti oynadığını, asla hata yapmadığını, takım arkadaşlarından beslenerek karuta oyununda ilerlediğini görürken Desktomu'nun çabuk umutsuzluğa kapılan fakat olasılıklara hükmeden bir zekayla nasıl hayatta kalmaya çalışan biri olduğunu izledik. Valla Chihaya gibi benim de hiç umurumda değildi diğer ikili. Keşke bütün bir bölümü bu iki ufaklığa ayırsalardı. Gerçi her ikisinin de kazandığı bir maç oldu, yapımcılar bu sayede bir makas aldılar benden.

    Taichi bence bu grubun en iyi oyuncusu... (bak yine!) sporcusu. Hem taktiksel zekası hem de hafızasıyla herkesin bir kademe üstünde. Kağıt üstünde Taichi'nin kazanması gereken bir maçtı ama şans Porky'nin yanındaydı. Yalnız ilk bölümlerde, hani şu Taichi'nin, Chihaya'nın ve Arata'nın kısa pantolonla gezdikleri dönemlerde Taichi'nin hep bir fesatlık, hep bir yaramazlık peşinde koştuğunu izlemiştik ya şimdi sanki bunların acısı bir bir çıkıyor delikanlıdan. Hep kaybediyor, hep öz güveni yaralanıyor, hep Chihaya'yı Arata'ya (yapılacak karuta maçında... şimdilik) kaptırmaktan kurtulamıyor. Bir noktada bu delikanlının da kazanması gerek ve evet, omza kafayı koymayı galibiyetten saymıyorum.

    Seri öyle bir ilerledi ki sanırsın 2. sezon müjdesi çoktan verilmiş, herkes ayağını gazdan çekmiş, rahat rahat yoluna bakıyor. Hayır, bu gidişle Madhouse bir delilik sonucu 2. sezonu yapmamaya karar verirse stüdyoya dört koldan taciz başlayabilir. İşin tuhaf yanı, şunun şurasında 1,5 ay kaldı bitmesine ve izlerken ne bir telaş ne bir panik görmek mümkün değil. Bu kadar da cool olmayın bari... daha çok sevesim geliyor.

    3 Görüş:

    1. Yine ne güzel yazmışsın, bölümün üstüne yazını okuyunca daha bi duygu yüklendim. Güzel ve yanında bol heyecanlı bir bölümdü. Ben de senin gibi küçük ikilinin maçını izlemekten daha fazla keyif aldım. Taichi ve Porky maçının galibine de sevindim. Karakterlerine gerçekten karakter yüklenmiş; hırsları, çekişmeleri, kıskançlıkları, iç sesleri ile muhasebeleri vs her şey kafamdaki şablonların sınırlarını aştı, beklentilerim üstüne çıktı.

      Taichi, karakter gelişimi için kendisine ayrılan pay ile bile epey kazanıyor bence. Maç galibiyetleri gelmeye başlayınca daha fazla sevindirecek. Ama şahsen Arata'yı da daha fazla -kazanırken- görmek istiyorum :)

      Yazılarımda da karutayı spor olarak nitelendirmede daha hassas olacağım artık :)

      YanıtlaSil
    2. Sen mangasını da takip ediyorsun (yanılmıyorsam). Sence 2. sezon ihtimali çok mu uzak? Yani Madhouse'un böyle bir animeyi yetim bırakma gibi bir lüksü olabilir mi? İki soruma da "hayır" diye cevap vermeni umuyorum :)

      YanıtlaSil
    3. Bir vakit hızlıca okuduğum bir mangaydı -ne kadar varsa-. Epey hoşuma gitmişti, ama düzenli takip etmedim. Çevirisi de yoktu, raw olarak da bir yere kadar gittim, ama fazla kurcala(ya)madım. Yani sorularının -olumlu yönde- cevaplarına ben de senin kadar arzuluyum :)

      Bu güzel manganın animeleştirilmesinde emeği geçen stüdyo, yönetmen, ekip, ıvır-zıvırcısı vs kim varsa yerinden kımıldatılmadan devam edebildiği yere kadar -mangasına sadık kalmak şartıyla- gitmeli ve sahipsiz bırakmamalı. Uyarlama olarak gerçekten ibretlik, çok başarılı. Bittiği zaman bunu özleyeceğiz dostum :)

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi