• Chihayafuru - 14



    Chihayafuru'nun ikinci bir Nana olmasını beklemek benim hatam galiba. İki seri arasındaki en büyük fark tempolarında ortaya çıkıyor. Nana'nın neredeyse yarı süresine sahip Chihayafuru haliyle işleri biraz (zaman zaman ise çok) hızlandırıyor. Takım müsabakalarının ve Chihaya'nın baygınlık faslının üstünden ışık hızıyla geçtikten sonra bir anda Queen'i peydah ediyor ve aynı bölüm içinde kahramanıyla eşleştiriyor. Seri eğer bu sürati korur veya arttırırsa herhalde animenin finalinde Chihaya'yı 90 yaşında falan göreceğiz.

    Şaka bir yana da Queen'in çıkmasına, daha doğrusu böyle bir karakterin olmasına sevindim. Ben sanki Chihaya oynayacak da oynayacak ve en sonunda bu unvana sahip olacak sanıyordum. İlla ki Arata'nın dişi versiyonunu yenmesi gerekeceğini hiç düşünmemiştim. Gerçi Queen'in dış görünüşü hariç Arata ile pek bir benzerliği yok. Hatta rakibini ezerken tek başına oynamayı bile kafasına takmıyor.

    Bölümün büyük çoğunluğu bu iki kızın maçıyla geçtiğinden aslında pek kayda değer bir gelişme yaşanmadı... tabii Chihaya'nın sonradan açılıp iki kart çalmasının haricinde. O kadar büyük bir farkı kapatırsa ne Queen'in Queen'liği kalır ne de Chihayafuru'nun sempatikliği. Gerçi her sıkıştığında, eski karate filmlerindeki ustaların "ejder/kaplumbağa/troleybüs (içimden geldi) taktiğini kullan" demelerine benzer şekilde kendi ustasını gözünün önünde canlandıran Chihaya gibi bir karakter varken bu animenin sempatisi asla sönmez ya, hadi neyse.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi