• Steins;Gate



    Zaman yolculuğu üzerine şimdiye kadar bolca eserle tanışıklığımız olmuştur. Birçok eser, bilim kurgu dünyasının bu en bakire ütopyasına yorum yapmaktan kaçınıp zaman yolculuğunu kendi hikayesinde arka plana yerleştirmeyi seçer, yani sıradanlaşmayı benimser. Steins;Gate ise hiçbir bilimsel veriyle kanıtlanmamış bu hayali birkaç farklı açıdan yorumlamayı deneyen ve bu çabasını da özgün anlatım tarzıyla süsleyen, aynı konuyu işleyen muadillerinin aksine zaman yolculuğu kavramı konusunda daha önce söylenmemişleri dillendirmeye cesaret eden harika bir anime.


    Seri boyunca sürprizi kaçırmak istemediğim için sayısını vermeyeceğim kadar zaman yolculuğu bulunmakta. Ayakları yere sağlam basan bir üslupla hikayesini şekillendiren ve çeşitlendiren Steins;Gate'in benim için en büyük başarısıysa benimsediği anlatım tarzında yatıyor. Seriyi bir bütün olarak ele aldığımızda farklı bölümlerden oluşan bir kitabı okuyormuş hissine kapılmak mümkün. Alışılageldik anlatımın (giriş-gelişme-sonuç) alternatif tezatı ayarındaki bu hikayecilik de izleyenlerin teorilerini çoğaltan ve onları sürekli diken üstünde tutan serinin en önemli meziyeti.

    Tırmandırılan ve seri ortalarında bomba gibi patlayan gerilimin (sonuç) hemen ardından başlanılan karakter gelişimleri (gelişme) ezberimizi bozan stilize anlatım tarzının örnekleri olarak görülebilir. Bu şekilciliği kabullenebilen seyircilerin 24 haftalık süreç boyunca yaptıkları fikir alışverişleri, ürettikleri teoriler, sorguladıkları sahneler de seriyi saniye saniye incelenmesi gereken bir animeye dönüştürdü.


    İçine biraz kapalı tavrıyla Steins;Gate, başyapıt olmak için gereken "anime kalıplarını kırma" faslına hiç bulaşmamayı seçti ama yine de kendi hikayesini muhteşem bir tutarlılıkta sürdürmeyi becerdi. Sırf bu kabiliyeti için bile seyredilmeyi hak eden Steins;Gate 2011'in tartışmasız en iyi animelerinden biri, belki de ilki.

    2 Görüş:

    1. ---------------------------------
      Başlangıçta yorumum izlemeyen için sanki biraz SPOILER olacak gibi, o sebeple izlemediysen okuma diye uyarayım.
      ---------------------------------

      Büyük bir Animedyum kazığı yedim sanırsam. :) Serinin başına otururken beklentilerim o kadar yükseldi ki başından memnun kalkamadım o yüzden. Yani tam doymadım diyeyim. Hiç habersiz oturmuş olsaydım "ehh iyi kotarılmış bir senaryo, bu aralar nadir denk gelir cinsten, hiç yoktan bilim kurgu, eğlenceli vb..." deyip hatalarıyla kusurlarıyla sevip geçerdim herhalde. Ama dediğim gibi beklentim çok yüksekti.

      Komedi/geyik başlayıp bir anda büründüğü atmosfer benim için serinin en büyük artısıydı. Bu sebeple yönetmenliğine hiçbir söz söylenemez sanırım. Sonrasında, son zamanlarda ağlaklık mertebesi yüksek kahramanları bünyesinde barındırmaması da bir diğer güzelliği oldu benim için... Her başı sıkıştığında telefona sarılıp durum raporu veren bir bilim adamı fikri de epey gülümsetti. Yorumu biraz daha uzatacak olsam birkaç madde daha sıralanabilir artılara.

      Amaa... Esas değinmek istediğim eksileri. Öncelikle bulmacaları hayli basit bir seriydi. Neredeyse ilk bölümden itibaren tahminlerde seyirciyi hiç yanıltmıyor. (Tabii bu herkesçe rahat algılanabildiğinden bir sevilme sebebi de olabilir. Ben kendi açımdan değerlendiriyorum sadece.) Serinin şu kısmında dumur oldum dersem yalan olur. Zaten karakter sayısı kısıtlı olduğundan, birbirine bağlı görünür düğümleri çözmek işten değil. Zaten ilk bölümden itibaren seri ben deterministim diye bağırıyor, bu sebeple de sonunda hiçbir sürpriz yaşamıyorsunuz.

      Ayrıca bölüm sayısı neden bu kadar fazla tutulmuş anlamadım. Maddi bir sebebi (gerçi yazıdan okuduğum kadarıyla oyun falan bir yığın sebebi varmış ondan olabilir) yoksa rahatlıkla 12+ bölümde de tutulabilirdi. Özellikle şu sebze ye, yok et ye bölümlerinin senaryoda ne işi vardı. Lafı bir an hepobur olmasaydı insan ırkı eşeysiz ürerdiye getirecekler sandım. :) Bir de fazla abartılan karakter gelişimine (ya da ona ne deniyorsa artık) değineyim bu kadar yermişken. En yakın arkadaşınızın size öleceği söyleniyor ve siz hala miyav mırnav konuşuyorsunuz... Biraz bulunduğun rolden sıyrıl ve ciddi ol değil mi ama...

      Neyse dediğim gibi dizilerde yaratılan determinist hava beni biraz boğar, basite kaçmak gibi gelir. Onun dışında vasatın üzerinde güzel bir seri SG. İçerdiği hatalar dışında keyifle izlenebilir. Ama öyle anime tarihinin en iyilerinden falan demek de abartıya kaçmak olur hani...

      YanıtlaSil
    2. Eski serilere (2000 ve öncesi) fazla hakim değilim ama elimden geldiği kadar izleyip animenin evrimi hakkında fikir sahibi olmaya gayret ediyorum. Son 3 yılda neredeyse her seriye bir göz gezdirdiğim, %60 kadarını izlediğim için gözlemlediğim en önemli unsur artık üretilen animelerin maraton izlemeye çok müsait bir yapıda olmamaları. Bunun gerekçeleri nedir bilemiyorum ama bu çağın animelerinde o süreklilikten bilerek uzak durulduğunu hissediyorum. İster Steins;Gate gibi çok başarılı bir seri olsun isterse de başı-sonu belli sıradan bir anime olsun serinin 3-4 bölümlük girizgahı tamamlandıktan sonra mutlaka bölüm sonlarına cliffhanger yerleştiriliyor.

      Bu taktik, Batıdan biraz devşirme bir strateji gibi görünmesine rağmen aslında her zaman tamamen başarısızlıkla sonuçlanmıyor. Yani evet, günümüz izleyicisinin algısı o kadar değişken ve odağını çabuk kaybeden bir yapıda ki yapımcıların gelecek hafta yine reklam almak, o animeyle ilgili kendi yan sanayilerini pazarlamak için makul kaygıları var. Dolayısıyla bu cliffhangerlar gerekli ve bunların da hedeflenen amaca ulaşmaları için animelerin haftalık süreçte izlenmeleri gerekiyor çünkü en başından tüm serinin yapılandırılması bu amaca uygun şekilde gerçekleştiriliyor.

      Her neyse. S;G'nin determinizmi konusunda benim bir sıkıntım olmamıştı hatta aksine birden fazla zaman yolculuğu fikrini hayli yaratıcı bulmuştum. Hoşuna gitmeyenleri sıraladığın paragrafta yazanların neredeyse tamamını aradan bu kadar zaman geçtiği için hatırlamıyorum bile. Aklımda yalnızca -benim için- yepyeni bir fikir olan çok katmanlı zaman yolculukları ve harikulade bir karakter olan Okarin kalmış. Nihayetinde tüm o karakter gelişimi (:D) bölümlerinin asıl amacı yan karakterler vasıtasıyla Okarin'i tastamam bir hale getirebilmek ve final için önünden çekilmekti. Ya da bir üstteki stratejiyle adlandırırsam: Sıfırdan ele alınan bir baş karakteri 6 ay boyunca koşturmak ve yeniden sıfır noktasına bırakmaktı; elbette bu karakterle birlikte aynı koşuyu izleyiciye de yaptırmaktı. Kendi adıma gayet sıkı ter attığım bir koşu olduğunu söyleyebilirim :)

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi