• Steins;Gate - 15



    Haftalardır izlediğimiz yoğun içerikli bölümlerden sonra daha sakin ve dingin bir bölüm izlemek çok iyi geldi, yerinde bir mola verdirmiş oldu. Bölümün yavaş bir tempoda seyretmesi elbette ki senaryonun ilerlemediğini göstermiyor. Yine birçok teoriye yol açacak bilgiye ulaşma fırsatımız oldu. Her ne kadar bizlerin kafasında bir isim bulunsa da Suzuha'nın, babasını arayışına adanmış bölümde en azından Suzuha'nın karakter gelişimi de aradan çıkarılmış oldu.

    Okabe ilk gönderdiği D-Mail'i takip ederek zaman makinesi yaratan SERN 2036 yılında dünyayı kontrol etmektedir. Suzuha da Okabe'nin kurduğu organizasyonda yer alan direnişçilerden biridir. 2036'yı kurtarmak için geçmişe giden Suzuha'nın ilk niyeti 1975 yılına gelip bir IBN 5100 bulmaktır ama babasıyla tanışmak için son anda zaman makinesini 2010'a çevirir. Makise'ye başından beri gıcık olmasının nedeniyse Makise'nin gelecekte SERN için çalışıyor olmasıdır. Bir de unutmadan hem Makise hem de Okarin 2036 yılında ölmüşlerdir.

    Suzuha'nın babasını bulmak ve Mayushi'nin ölümüne engel olmak isteyen Okarin 53 saat öncesine gider. Daru bir yandan Suzuha'nın zaman makinesi üzerinde çalışır ve aletin aksamını çok tanıdık bulurken Okarin ile Suzuha'nın ellerindeyse garip bir rozetten başka hiçbir şey yoktur. Rozetin üstünde O(karin Rintarou), S(hiina Mayuri), H(ashida Itaru/Daru), M(akise Kurisu), A(mane Suzuha) harfleri ve 2010 yazmaktadır. Ayrıca 3 tane yıldız (*) işareti de işlenmiştir.

    Yeni soruları doğuran, eskilerini cevaplamayan, bir nebze de senaryonun alt yapısını hazırlayan bölüm komik unsurlarıyla öne çıktı. Daru'nun -muhtemel- kızı Suzuha'ya sarkması ve Okarin'in muhteşem İngilizcesi geride bıraktığımız haftaların depresif atmosferini de iyice dağıttı. Özellikle şu İngilizceye gülünmez de neye gülünür bilmiyorum.


    1 Görüş:

    1. Bölüm sanki Daru'nun Suzuha'nın babası olduğunu iyice kafamıza sokuşturmak için hazırlanmış gibiydi ^^' It's so boring!

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi