• Steins;Gate - 9



    Bu seferki en iyi Steins;Gate bölümü olabilir. Konu inşası devam ediyor ve işler içinden çıkılamaz bir hale geldi bile. Gizem tarafında katmerli bir artış varken mizah biraz yerinde sayıp beklendik espriler üretmeye devam ediyor. Olsun, zaman yolculuğunun tehlikeleri nihayet Okarin'in kafasına dank etti ya gerisi önemli değil. Kelebek etkisinin farkına vardı ve geçmişteki bir milimin bile değişmesinin şimdiki zamana ne kadar büyük etkileri olduğunu gördü. "Zaman yolculuğu" bu bölüme kadar eğlenceli bir meşgaleyken bir anda çok tehlikeli bir silaha dönüştü.

    Kelebek etkisini en açık şekilde IBN5100'ün ortadan kaybolmasında gördük. Geçen hafta Ruka'nın 16 yıl öncesine gönderdiği mesaj kendi beklediği gibi sonuçlanmamışsa da ailesinin o bilgisayarı almamasına belli ki etki etmiş. Moeka'nın bu bölümde söyledikleri epey kafamı bulandırdı. Kiminle konuştuğunu bilmediğimiz Ruka'nın dediklerini o da tekrarladı. Ruka'nın mesajının bir şeyleri değiştirdiği kesin. Moeka'nın laboratuvardan kayboluşu da bununla bağlantılı olabilir ama beni asıl ilgilendiren neden iki kız da aynı lafları söylediler? Moeka ile Ruka arasında nasıl bir bağ var? Elbette yine verecek cevabım yok ama olayların böyle gelişmesinden son derece memnunum. Mümkünse biraz daha kaosa soksunlar ki açıklama faslı olabildiğince uzun sürsün.

    Bölümü sırtlayan Feyris’in attığı mesaj esas bomba olandı. Şehrin görünümünü tamamen değiştiren hatun neyi diledi? Büyük ihtimalle babasının işiyle alakalı bir mesajdı. Kıza daha çok zaman ayırmasını sağlayan ve bu sebeple de işini biraz boşlayan babası yeni gerçeklikte tüm kente sahip değil. En azından benim tahminim bu. Üst üste gelen yeni şimdiki zamanlar sonunda Okarin'in de suratında patlayınca harika bir finalle bölüm sonlanmış oldu.

    Bir de bu bölümde John Titor'un aslında Okarin olma ihtimali aklımdan şöyle bir geçti ama şimdilik çok desteksiz sallamış olacağımdan bunu detaylandırmanın alemi yok.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi