• Steins;Gate - 8



    İşte size beklenmedik bir bölüm daha. Geçen hafta yaşananlardan sonra bu bölümde inanılmaz bir aydınlanma yaşayacağımızı sanmıştım ama bunun yerine şimdiye kadar bildiğimiz düzen devam ettirildi: Okarin'in geçmişi değiştirme deneyleri ve Makise ile uğraşması, Daru'nun bel altı esprileri ve tabii ki tutturu! Bu serinin çok büyük bir gizemle uğraştığı belli ama gizemin ne olduğu hala tam bir muamma.

    Bölümleri izlerken arka planda bir şeyler döndüğünü hissedebiliyorsunuz. Geçmişe gönderilen mesajlar bunun örnekleri. Karakterlerden Moeka (hiç konuşmayan gözlüklü hatun) tam bir kapalı kutu. Niye IBN5100'ü bu kadar çok istiyor? Bilemiyoruz ama bu kadar ısrarla geçmişe mesaj atma isteği insanda bir şüphe doğuruyor. Yalnız bu bölümde anlamadığım bir şey vardı: Zaman çizgisi değişmesine rağmen neden Moeka'nın telefonu değişmedi? Göndereceğini söylediği mesajdan farlı bir mesaj göndermiş olabilir.

    Ruka gönderdiği mesajı da anlamadım. Annesinin çağrı cihazına ulaşmak için bayağı kastılar ama sonuç değişmedi. Hoş, sebze yiyerek bir kadının kız çocuk doğuracağını da ilk defa duydum ya neyse.

    Bir de part-time çalışan Suzuha var ki evlere şenlik. Zamanda yolculuk yaptığı belli, şimdiye kadarki ipuçları bunu gösteriyor. Peki John Titor ile alakası ne? Adamı tanıyor olabilir mi? Neden Okarin'in deneylerine burnunu sokuyor? Daha doğrusu Okarin'e hangi amaçla burnunu sokabileceği kadar yaklaştı?

    Zaman yolculuğu elbette ki muazzam bir bilinmez, ben de şimdiye kadar izlediklerimizden parçalar toplayıp yapbozu bir araya getirmeye çalışıyorum. Şimdilik elimizde yeterli veri yok, boş atıp dolu tutmaya çalışmaktan öteye gidemiyorum. Bu bölümde Okarin'in "Reading Steiner" duyusunu neyin tetiklediğini öğrenmek isterdim gerçi ama yapımcılar ağırdan almayı seviyorlar. Dolayısıyla ben de ilerleyen bölümlerin beklenmedik gelişmelere gebe olduğunu düşündürtüyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi