• Steins;Gate - 6



    24 bölüm süreceğini de göz önüne alırsak bu kadar ağır ilerleme normal gibi de görülebilir. Ayrıca bu temponun bir avantajı da serideki gizem ve entrika havasını arttırması. Bu gizem havası yüzünden her bölümde gerçekten pür dikkat izlemeniz gereken anlar (hatta tüm bölüm) bulunmakta. Her ne kadar şikayet etsem de 1,5 aydan sonra artık bu tempoya alıştım diyebilirim. Daha uzunca bir süre de böyle devam edeceklerini dikkate alırsak izlemek isteyenler ellerini çabuk tutup adapte olmaya çalışsınlar derim.

    Şimdilik gizem konusunda en çok öne çıkan karakter Suzuha. Sürekli Makise'ye karşı nefret dolu gözlerle bakmasının bir nedeni olmalı. Bu bölümde de "Bana geçmişte hiçbir şey yapmadı" diyerek Makise'nin asıl vereceği zararın gelecekte olduğunu gösterdi. Hatırlayacağımız üzere daha ilk bölümde Makise öldürülüyordu. Öldürenlerin kimliklerini bilmesek de SERN'in bu işte parmağı olduğunu sanki düşünebiliriz. Bu mantıkla teori yazarsam da Suzuha'nın SERN ajanı olduğunu ve jöleye dönüştürmek yerine mükemmel çalışan bir zaman makinesiyle gelecekten gönderildiğini senaryoya ekleyebilirim. Okarin ve arkadaşlarının ne işler çevirdiklerinin pekala farkında olduğuna göre... neyse henüz teori üretmek için biraz erken gibi.

    İkinci tuhaf karakterimizse bu hafta laboratuvar grubuna katılan Kiryu Moeka. Bu bölümde öğrendik ki mikrodalgadaki her bir saniye gerçek hayattaki bir saate eşit. Yani 120 saniyeye ayarlanmış fırına bağlı cep telefonu kullanıldığında 120 saat öncesine mesaj gönderiliyor. Şimdi bu bölümde ufak bir detay var. Okarin dışarıda Daru ile alışveriş yaparken telefonu fırına bağlıydı yani 120 saat öncesinde çalışıyordu. Moeka'nın da tam bu alışveriş sırasında mesaj gönderdiğini öğrendik ama aslında 5 gün önce göndermiş olması gerekmez mi? Yani tam da binaya düşen uyduyla aynı günde.

    Daru'nun müstehcen esprileri ve Okarin'in "kapalı" telefon konuşmaları ile sağlanan yalın mizah bir kenara animenin ayaklarının yere bastığını görebiliyorsunuz. İsterse anlattıkları saçma sapan şeyler olsun ama her zaman anlatış biçimi son derece mantıklı. Olayların gidişatını da sevmeye başladım, özellikle de tuhaf yan karakterler devreye girince.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi