• Steins;Gate - 3



    Konu inşasına aynı tempoda devam. Fena değil gerçi ama Geleceğe Dönüş, Donnie Darko izlemiş veya en azından zaman yolculuğu konusuna kafayı biraz yormuş insanlar için şimdilik yeni bir şey söylenmedi. Geçen bölümdeki gibi bu hafta da John Titor üzerinden zaman yolculuğunun tanımları sürdürüldü. Okarin ile Makise'nin karakter gelişimleri derdim ama birbirlerine "sapık" demek dışında hiçbir ekstra özelliklerini göremedim. Bir süre daha böyle gideceğiz gibime geliyor.

    Bariz CERN referanslı SERN isimli bir organizasyonun yaptığı deneyler sonucunda kara delik elde ettiklerini savunan Titor gelecekten geldiğini iddia etmektedir. Okarin bir süredir adamla netten konuştuğundan işi ciddiye bindirir ve Daru'dan SERN'i hacklemesini ister... bir şey derdim de neyse. SQL injection sayesinde bir takım e-postalara ulaşan ikilimiz, basına aksi söylenmiş olmasına rağmen SERN'de bir kara delik yaratıldığını ve bir insanın öldüğünü öğrenir.

    Bunların dışında Future Gadget Laboratuvarı'nda -sırf emin olmak için- mikrodalga fırınla bir deney daha yapılır ve anlaşılır ki fırın içindeki veya üzerine bağlı olan eşyaları geçmişe yollamaktadır. Yani geçen haftaki muzdan biz olayı kavramıştık ama karakterlerin de idrak etmeleri gerçekten çok hoş oldu. Sırf olay çıkarmak için kadroya sokuşturulmuş yarım akıllı karakterlerden bana gına gelmişti ki bunlara Mayuri isminde yeni bir alık daha katıldı. CERN gibi güncel bir olaya parmak basmaları ne kadar güzelse bu kadar ağırdan almaları bir o kadar kötü. Beni asıl sıkan bu seride ne işi olduğunu henüz anlamadığım komedi. Sahi gizem/polisiyeye ne oldu?

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi