• Hourou Musuko - 10



    10+11: Better Half

    10 ve 11. bölümlerin bir kolajını yapmak, hem de finale bir adım kalmışken buna kalkışmak çok cesur bir davranış zira bu hareket hem bölümün hem de serinin esas hikayesini hızlandırmak anlamına geliyor. Yapımcıların da istedikleri belki budur ama bölümdeki anlatımın gereğinden fazla hızlı olduğunu düşünüyorum. Aradan geçen aylar o kadar kısa periyotlarla ekrana geliyor ki sanki finalden önceki bölümü değil, alelade bir fragmanı izliyor gibiyiz. Bu sürat ister istemez yan karakterlerin gelişimini bir nebze aceleye getirmiş. Örneğin bölümün açılışında Nitori'nin ailesini daha önce hiç görmemişken onların çok anlayışlı insanlar olduklarını görmek bana eğreti geldi. Önceden belki biraz fikir edinebilmiş olsaydık bu bölümdeki tempoya daha rahat ayak uydurabilirdik.

    Neyse efendim. Sonuçta mükemmele yakın bir seri olan Hourou Musuko (Wandering Boy) bana bir kez daha ayakları yere çok sağlam basan bir bölüm izlettirdi. Geçen hafta Nitori okula kız üniformasıyla gitmişti, bu bölüm de olayların nasıl cereyan ettiklerini kısaca özetleyerek işe başladı. Ama önce ailenin bu durumu nasıl ele aldıklarına bakalım: Olayı duyan anne suçu Nitori'nin ablasına atmaya çalıştı. Duruma daha soğukkanlılıkla yaklaşan babası suçu kendilerinde buldu ve ailenin son ferdi Maho da baş ağrısı nedeniyle/bahanesiyle okula gitmek istemedi ve bunun suçunu da Nitori'ye attı. Nihayetinde herkesin birbirini suçlaması göze çarptı ama alttan alta "bir suçlu aranması" telaşı bizlere aktarılmaya çalışıldı. Ben en çok bu detaydan hoşnut kaldım. Bölümün ilerleyen dakikalarında annenin hazırlanan piyesle ilgili Nitori'nin öğretmenine de kulp takmaya çalışması güzel bir ayrıntıydı. Hemen bir suçlu, günah keçisi arandı ama elbette ki bulunamadı. Takatsuki bile geçen bölümde Nitori'nin isteğinden eski kabadayı/yeni dost Doi'yi sorumlu tutmuştu. Görüldüğü üzere Chi ve Takatsuki özgürce okula erkek üniformasıyla gelebilirlerken Nitori'nin aynı şeyi istemesi hep birilerine dayandırıldı.

    Anna'nın ilişkilerini bitirmesi Nitori'de ne kadar etki yaratmıştır sizce? Bence fazla koymamıştır. Zaten Nitori'nin kendine ait kocaman sorunları varken Anna onun yanında figüran gibi kalacaktı. Kızın tüm bu koşullara rağmen kendini kötü hissetmesiyse onun karakter gelişiminin son halkası oldu. Öte yandan Doi'nin onca zaman neden Nitori'nin peşinde dolandığını hala anlayabilmiş değilim. Ahbaplık kurmada ciddi miydi yoksa çocuğu dalgaya mı getirdi? Yine de Nitori'nin duygularını açıkladığı o patlama anı bölümün zirvesi olmaya yetti de arttı.

    Nitori'nin etrafını çevreleyen yan karakterlere kısa ve alelacele bir ortam hazırlanmış ama bu çok da önemli değil çünkü serinin kendine has duruşunda bu yaklaşım normal görülebilir. Her karaktere eşit mesafede duran anime bizleri asla empati yaptırmak için zorlamadı ve bilerek bu hatadan kaçındı. Biz hiçbir zaman Nitori'nin dramını izlemedik, sadece kavramlara ve onları şekillendiren toplumları izledik. Bu sayede gerçekçilik teması çok koyu çizgilerle sürekli vurgulandı.

    Bu seriyle ilgili ne zaman yazmaya başlasam çenem düşüveriyor. Geriye kalan son bölüm için de durum büyük ihtimalle aynı olacak. Öğrendiğim kadarıyla şu anda gördüğümüz orta okul yıllarından çok seneler sonrasını anlatacakmış. Ben olsam şu piyesin etrafında şekillendirir ve "Nitori neydi, ne oldu" minvalinden uzak dururdum ama ben olsam bu kadar harika bir yapımın tek bölümüyle bile yarışamazdım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi