• Baccano!




    Ölmek ya da ölmemek

    O kadar övgü alması, Durarara!!'nın yapımcılarından çıkan ilk iş olması, uzun süredir merak etmem gibi unsurlar bir araya gelince nihayet Baccano!'yu izledim. İlk bölümün yarısında bırakmak istedim. Açılış bölümünde dahi o kadar çok karakter, o kadar çok konu, o kadar çok tarih vardı ki hiçbirini anlayamadım. Seri bitene kadar da bu anlamamazlık devam etti çünkü bir yerden sonra bunları idrak etmenin hiçbir işe yaramayacağını anladım. Keyfini çıkarmaya bak diyordu Baccano!.

    Seride minimum 20 karakter bulunmakta. Üstelik bunlar arada bir görünüp giden karakterlerden değil, bildiğiniz başrol oyuncuları. Bu kadar devasa bir kadronun idaresi ilk bölümlerde başarısızmış gibi geliyor. Ne yalan söyleyeyim 4. bölümün sonuna kadar bu dizinin neden bu kadar "abartıldığını" anlamadan izlemeye devam ediyordum. Daha sonra dizinin esas başrolü olan kurgusu devreye girdi (ilk bölümden itibaren girmişti gerçi) ve en azından ufak tefek olayları çözmeye başladım. Farkındaysanız daha serinin konusuna giriş bile yapmadım. Seri de bu konuyu 7. bölüme kadar gizlemeyi tercih ediyor. Sonra bir anda alakasızmış gibi görünen 7. bölüm karşımıza çıkıyor ve serinin tam ortasında tüm konunun başlangıcını aktarıyor.


    Tam kadro: Claire Stanfield, Dallas Genoard, Firo Prochainezo, Isaac Dian, Jacuzzi Splot, Ladd Russo, Miria Harvent, Berga Gandor, Chane Laforet, Czeslaw Meyer, Ennis, Eve Genoard, Gustave St. Germain, Huey Laforet, Keith Gandor, Lua Klein, Luck Gandor, Maiza Avaro, Nice Holystone, Rachel.
    Eğlenceli bir kolaj için

    Konumuz üç yıla bölünmüş durumda. 1930'ların Amerika'sında geçen seri dönemin mafya dünyasına odaklanmış. 1930'da mafyalar arası hesaplaşma, 1931'de Flying Pussyfoot isimli trende yaşanan müthiş aksiyon, 1932'de birçok açık satıra konulan nokta... Seri kısaca bu üç zamanda geçiyor. Arada 1711'e ya da 2001'e atladığı da oluyor ama esas hikayemiz tüm karakterlerin bir araya geldiği ve etkileşime geçtiği 1931'deki trende geçiyor. En azından benim en çok müdahil olabildiğim sahneler "Doğu Ekspresi'nde Cinayet" misali bir görevdeki bu trende geçen sahnelerdi.

    Baccano! bir bulmaca hatta çoktan tamamlanmış bir yap-bozun 13+3 parçası. Aslında konu orijinal sayılmayacak kadar basit ama muhteşem kurgusu ve devasa kadrosu sayesinde ne olduğunu değil, nasıl olduğunu izleterek keyif veriyor. Ne kadar imtina etsem de Lost ile olan benzerliğine dem vurmak istiyorum. Lost'un 6 sezondur yapamadığını Baccano! 13 bölümde halledip üstüne de 3 ekstra bölümüyle cila çekiyor. Flashback ve flashforward gibi teknikler bir ileri, bir geri anlatımla harmanlıyor. Bu karmaşık yapıyı her bölümde üstüne biraz daha koyarak sıraya dizen, algılanabilir seviyeye çeken Baccano! sade konusunu karakterlerin davranışlarıyla genişletiyor.



    Serinin mizah ve aksiyonu en üst noktada tuttuğunu söyleyebilirim. Bunun yanında bazen bir hayli aşırıya kaçan gore içeriği gereksiz bulduğumu da eklemeliyim. 7. bölümden sonra tam bir kan banyosuna dönen tren sahneleri, kopartılan çocuk kafası, raylara sürterek eritilen kollar vs. gibi görseller ne kadar stilize edilseler de bir türlü saldırganlıkları azalmıyordu. Mafya dönemini anlatan bir seri için şiddet elbette ki gerekli ama bu kadar sert görsellerin B-movie klasmanından kendine yer bulan korku filmlerinin bayağılığında olduğunu düşünüyorum.

    Son olarak: Belki 30 bölüm doluluğunda 13 bölüm izleyeceksiniz. Ardından gelen 3 ekstra DVD bölümünü de kesinlikle es geçmeyin. 16. bölümün son sahnesinde bunlar kimdi diyeceğiniz bir çiftle karşılacaksınız ve Baccano!'nun hiçbir noktayı pas geçmeyen kurgusuna selam çakacaksınız.



    3 Görüş:

    1. Yin No Piano7.05.2010 06:48

      Baccano yalnız izlenmemeli bunu der bunu bilirim.:)
      Yanınıza toplayabildiğiniz kadar eş, dost, kardeş falan toplayıp, öyle izleyiniz derim herkese, çünkü seri ilerledikçe izleyen her kişi ayrı bir ayrıntıyı aklında tutuyor, üstüne bir de izlerken gelen tartışma da girdi mi daha anlaşılır ve zevkli oluyor.:)

      İyiki o ilk bölümde bırakmamışsınız, bırakıp da devam etmesi konusunda ikna edemediğim çok arkadaşım var neler kaçırdıklarını bilmeyen.:)
      Çok şık, acayip keyifli ve gerçekten 'farklı' bir animeydi. Bir kadeh iyisinden şarap, tek nefeslik sigara, az ama enfes bir çikolata idi Baccano! :)
      Tadı damakta kalıyor ama çok da keyifle anılıyor.^^

      Tek başına Ladd Russo psikopatını tanımak için bile izlenir.:P

      not: Gore içeriği bu kadar şık giden bir seriye göre ben de aşırı buldum ne yalan söyleyeyim, hani hiçbir sahne kesilsin istemem ama en azından daha hafif gösterilebilirmiş, ben kolay kolay gözlerimi kapatmam izlediğim şeylerde ama baccano'nun bazı sahnelerine bakamadığımı bilirim.^^

      YanıtlaSil
    2. Ben gore öğelerin gereksiz yere fazla kullanıldığını düşünmüyorum. Öncelikle karakterlerin kişiliklerini göstermesi açısından ve seyircide yaratılmak istenen rahatsızlık duygusunu sağladığı için animenin olmazsa olmaz bir öğesi. Daha "az kanlı" veya şiddet sahnelerini direk göstermeden, imalarla çekmiş olsalar bu denli etkileyici olmayacak; serinin en akılda kalıcı özelliklerinden biri ortadan kalkmış olacaktı.

      Anime izlerken bunu fazla kafa yormadan yapmak isteyenlerin uzak durması gereken serilerden biri Baccano! Ama Yin No Piano'ya katılıyorum; arkadaşlarınızla birlikte izlemeniz daha keyifli olacaktır. Seri çok hızlı bir tempoyla akarken arada gizli ipuçları yakalıyorsunuz ve resmen seviniyorsunuz =) En azından benim için bu böyleydi. Olayı çözmek inanılmaz keyifli. Çevrenizde bunu tartışabileceğiniz birileri olursa daha da eğlenceli bir hale geliyor.

      Ayrıca Isaac ve Miria kesinlikle bunlar kimdi denicek bir çift değil ^_^ Animedeki komedi öğelerinin çoğundan sorumlu olan ve inanılmaz sevimli bir ikili ♥

      YanıtlaSil
    3. Isaac ile Miria'dan bahsetmemiştim o son sahnede, onlar hiç unutulur mu :) Durarara'da bile gözüktüklerinde hiç gitmesinler istemiştim. Çoook başlardan (spoiler manevrası) bir çiftle karşılaşıyoruz son sahnede ve muhteşem kurgu (hatta döngü) gerçek anlamda tamamlanmış oluyor.

      Gore konusunda belki de sen haklısın, yapımcıların amaçları rahatsız etmek olabilir ama sanki serinin genelinde bu şiddetin çok yeri yoktu gibi düşünmüştüm. O sahneleri görünce de biraz eğreti bulmuştum. Bana daha çok nefis bir kurgu şöleni yaşatmak ilk amaçları gibi gelmişti.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi