• Guin Saga - 22





    The Goddess of Revenge


    Amnelis'e ulaşan haberde biricik aşkı, öldü sandığı müstakbel kocası Naris'in hâlâ yaşadığı ve Parros ordularını yöneterek Mongol'a baş kaldırdığı bilgisi saklıdır. İlk bölümlerde görmeye alıştığımız savaşçı, erkek gibi hareket eden Amnelis geri döner ve ilk iş olarak saçlarını kılıçla kökünden kesiverir. Yeni imajıyla imparator olan babasının karşısına çıkar ve Mongol ordularının başına geçmek istediğini söyler. Tam bir intikam dürtüsü Amnelis'in içini kaplamıştır fakat Naris ona kendi silahıyla karşılık vermeyecek güzel prensesi iyice çileden çıkartır.

    Birkaç bölüm önce kısacık bir sekansta gördüğümüz, son 2-3 bölümdürse epey dakika alan Arap şeyhi kılıklı Skarl ise nihayet harekete geçmiş ve Mongolların Parros'a karşı düzenleyecekleri taarruzu engellemek için ordusunun başında at sürmeye başlamıştır. Rinda'dan ayrıldıktan sonra bir imparatorluğa kapağı atmaya çalışan Istovan da burada devreye girer ve Naris'e Skarl'ın geldiği haberini vererek Naris'in özel koruması olmayı başarır. Taşı bile delecek kadar kuvvetli olan azmi meyvelerini vermeye başlamıştır.

    Bölümün seriye dair yaptığı en iyi açılımsa Skarl ile Amnelis'in karşılaşmasında gerçekleşir. Uzaktan gelen Skarl'ın sesini Guin'e benzeten Amnelis bize de Guin'in gerçek kimliği hakkında bir ipucu vermiş olur. Guin ya Skarl'ın bir akrabasıdır ya da Argos Krallığı'nın hükümdarıdır. Bu bilgiye kalan bölümlerde ulaşacağımız kesin. Serinin bitmesine çok az bölüm kalmasına rağmen hâlâ aydınlanmamış bazı sırlar var. İlerleyen bölümlerde ayrıca bir Remus-Naris kapışmasına da şimdiden hazır olalım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi